GALİBİLİK
Galibi Tarikatı (Galibilik): Kadiri ve Rufai tarikatlarının birleşiminden doğan, Muhammedi Tasavvufun bir koludur. Peygamberinin getirdiği ahkam dan ayrılmadan, zamanın haramiyeti belli olanların dışında, medeniyet ve teknolojiyi Tasavvufi bir anlayış içerisinde dinin vazgeçilmezi kabul eden H.Galip Hasan Kuşçuoğlu'nun, Kuran ve Hakikatten ayrılmadan, Emri İlahiler ışığında, Asrın idrakı ile, Dini anlayış ve dünyayı görüşüne göre, 21.yüzyılda sistemleştirdiği; mezheb olarak Hanefi, meşrep olarak Alevi olan Muhammedi bir tarikattır.

EĞER FORUMUZA KAYITLI DEĞİLSENİZ KAYIT OL SEKMESİNE TIKLAYARAK 1 DAKİKA İÇİNDE KAYIT OLUN . FORUMUMUZDAN SINIRSIZ YARARLANMAK VE PAYLAŞIMLAR YAPABİLMEK İÇİN SİZLERİ BEKLİYORUZ . ÜYEYSENİZ GİRİŞ YAP SEKMESİNDE FORUMA GİREBİLİRSİNİZ .

TASAVVUFU YANLIŞ ÖĞRETİYORLAR

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

TASAVVUFU YANLIŞ ÖĞRETİYORLAR

Mesaj  MESUT Bir Cuma Nis. 30, 2010 10:29 pm

TASAVVUFU YANLIŞ ÖĞRETİYORLAR
21’inci asırda dahi HZ. ALLAH’a iman eden insanların mistik yaşantı hayrânı iken, bizler ne yazık Şerîat-ı Muhammedî’den ayrı olmayan tasavvufu umursamadığımızdan hakikat garibi, nâ-ehil ellere bıraktık ve dînî tedrîsat gören okullarımızda Hint ve Yunan felsefelerini tasavvuf diye okuttuk ve hâlâ okutuyoruz.!.

Muhammedi şeriatının tasavvufunu anlatırken hiçbir şeriatta olmayan “bir lokma, bir hırka” veya servet ve teknoloji düşmanlığından öte gitmeyen bir tasavvuf sergiledik. Akl-ı selim olan kişinin kabul edemeyeceği bir şekil verdik. Şeriat ve çağ dışı cehaletin ürünü olan bu zihniyet müşteri bulamadı!.

Kevnî hakîkatlerle iktifâ edip, dînî hakîkatleri de yalnız akıl ölçüleriyle ölçeceğini zanneden kişinin, iyi bilmesi gerekir ki, vahiy yolu ile gelen emr-i ilâhîyeyi küll olarak ölçmeye hangi akıl yetkilidir?. Peygamber efendilerimizin bir sıfatı da en akıllı iken, vahiyle gelen ilâhî emirleri kül olarak ölçmeye muktedir yaratılmadılar. Peygamber efendilerimize vahiy yolu ile gelen emr-i ilâhîleri akıl yolu ile halledeceğini zannedenler, akılcı dinden öte gidemeyip, bilmeden aklı ilahlaştırıp, nakli akıllaştırarak, nefsin ürettiği dîni, nefse çok câzip getirdiler. Put-perestliğe meylin anlamı budur. Peygamber Efendimiz hayatta iken üç kabîle reisinin Şerîat-i Muhammedî’ye tâbi olmuşken, İslam’dan irtidat ederek kabîlesi ile tekrar put-perestliğe dönmesi gelen vahiyleri aklına mantığına uyduramadığı için değil mi?

ALLÂH’ın sonsuz afv u mağfiretini Hazret-i Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz’in:

“Zorlaştırmayın kolaylaştırın, daraltmayın genişletin, ikrah ettirmeyin sevdirin” buyurmasını dînde katı kurallardan başka mana tedrisatı görmeyen bilge kişi, Hazret-i ALLAH’ın rahmet sıfatından habersiz, ilmi öz olarak cehennemden başka sermaye edinmemiş, bilmediği şeyden ne diye bahsetsin ki?!… Başka sermayesi yok ne yapsın?.. Dua ediyoruz, ALLAH ilimlerini âlî kılsın, diye. Bir vârisü’n-Nebî’yi, nedîm-i ilâhîyi kabul edemediklerinden, ilim dağarcıklarında evliyâya yer bulamamışlardır. “Dost” demekle rahmet-i ilâhîyi dışlamışlardır. ALLAH ilimlerini nafi, amellerini de salih eylesin!

İlmi ve irfânı akılcılıktan öte gitmeyen, tasavvufsuz yaşanan İslâmî terbiyenin, bu çarpık metot devam ettiği müddetçe toplumlar arasındaki düşmanlıkların, yok olmak şöyle dursun, azalacağını ümit edebiliyor muyuz? Lütfen Kur’ân ışığında iyi tefekkür edelim. Buna rağmen cümle İslam âleminde, hâsseten Türkiye Cumhûriyeti’nde daha fazla tasavvufu yaşamak arzusu görülüyor.!.

Medyada yayınlanan dînî yayınların ekserîsi tasavvufî anlam taşıyor; günümüzün ihtiyaç duyduğu mânâda olmasa da. Müteşekkiriz.

Şeriat-ı Muhammedî dört esasla mütâlaa edilir. İlm-i fıkıh, ilm-i kelam, ahlak, tasavvuf. Fıkhın kolları vardır : Mezhepler. Tasavvufun kolları vardır : Tarîkatlar. Mezhep ve tarîkat mensuplarının yaşantılarının hakiykate uygun olması gerekirken, akılcı olup, nakli de akla uydurmaya çalışan, yol kesicilerin çarpık fikirlerine nasıl iltifat ederler?.

Bugün İslam toplumlarının hâli iç açıcı olmayıp biri birlerine karşı hasmâne tavırlarının olduğunu inkar edebilir miyiz? Şu halde hiç bir te’sir altında kalmayarak ALLÂHU TEALA VE TEKADDES HAZRETLERİ’nin lütf u ihsânı olan Hazret-i Kur’ân’ı olduğu gibi, Kur’ân’ın rûhuna uygun hadîs-i şeriflerden uzaklaşmayarak, dîn-i İslâm’a ne kadar hizmetkar olduğumuzu söyleyebilir miyiz? Hazret-i Kur’ân’da beyan edilen:

“Biz peygamberlere bir şerîat ve bir de tarîk verdik” buyurmasını na-ehle nasıl îzah ederiz? Vahşi tarikler hiç bir zaman gerçeğin ölçüsü olamaz. Herhangi bir kişinin bilgisiz yaşayışı İslâm’ın ölçüsü olamadığı gibi. İlm-i verâseti nasıl dışlar nefsin? Hazzına ve uydurmalarındaki nefsani duygunla kendini göstermek için, ya hurâfe ve bidatlara kaçarak dîn-i İslâm’ı yaşanamayacak hâle getirecek veyâhut şer’î hükümleri dışlayıp “avâmın takdîrini kazanıyorum” zannına kapılacaksın!.. Ehlî tarîk şerîat-i Muhammedî’den yani edille-yi şer’iyeden uzak olursa vahşî tarîktir!.. Şöyle ki; tarîkat şerîattır, mârifet şerîattır, hakîkat gene şerîattır. Öyle bir ilim öğrendin ki, şeriatı ile yükümlü kılındığın Peygamber efendimizin ilmi dışında olurmu, düşünebiliyor musun? İlim olsun, irâde olsun, talep olsun Hazret-i Resûlullâh’ın getirdiğine uygun olmalıdır!...

İRADEDEN YÜZ ÇEVİRİP MÜCERRET İLMİ İSTEYEN KELÂMCILAR; İLİMDEN VAZ GEÇİP YALNIZ İRADEYİ TALEP EDEN BAZI TASAVVUFCULAR; HAZRET-İ RESULULLAH (S.A.V.) EFENDİMİZİN GETİRDİĞİNE AYKIRI İRADE VE İLMİ İSTEYEN BAZI BİD’AT ERBABI; ALLAHU TEÂLÂ’IN VARLIĞINI KABUL EDİP ŞERİATI İLE YÜKÜMLÜ OLDUĞU PEYGAMBER EFENDİLERİMİZİN GETİRDİĞİ ŞERİATI KABUL EDEMEYEN FELSEFECİLERİN DALALETTE OLDUKLARINI GERÇEK İLİM SAHİPLERİNİN İNKÂR ETMESİ MÜMKÜN MÜ?

Osmanlı zamânında “turuk-ı aliyyede vazifeli olduğunu iddia edenlerden” Hazret-i Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz’e kadar dayanan bir silsile-yi merâtibe ve iz-ni icâzete sâhip olması gerekirdi, yok ise sahte olduğu tebeyyün ederdi! HZ. ALLAH bilirya bu zamanda, bu meziyetlere sâhip kaç meşâyıh çıkar?






Y O L U M U Z


Büyük şeyh efendimiz Kahramanmaraşlı Seyyid Ali Sezâi Efendi’nin (makamları cennet olsun) Sultan Reşat Hazretleri’nin tasdik ettiği, dergâh açmaya, ayin yapmaya müsâde ettiği, tuğralı izn-i icâzet-nâmesi mahfuzdur. Hakkında birinci kanalda da gösterilen, Diyânet İşleri Başkanlığı’nın katkıları ile, “Sâhibini Arayan Madalya” adıyla bir film de yapılmıştır. Kahramanmaraş’ın kurtuluşundaki hizmetinden dolayı mânevî şahsı madalya ile ödüllendirilen Seyyid Ali Sezâi Kurtaran’ın Kâdirî, Rufâî, Nakşî tarîkından izn-i icâzetleri vardır ve askeriyenin de tasdîki mevcuttur.!


*-**??berat.






Tekrarlı olsa da lüzumludur: Bir dervişin bir şeyhi vardır.!

Dervişe irşat vazifesi verildikte izn-i icâzetini aldıktan sonra başka şeyh efendilere verilen makam ve hallerden de istifâde ettirilir. Tertîb-i ilâhîde ayrılık yoktur. “Küllü tarikin vahidün.” Cümle tariklerin kökü Peygamberindedir. Ayrı görenler hatâ ederler... Yalnız terbiye usulleri ayrı ayrıdır.

Derviş şeyhine bey’at ettikten sonra mürşidinin terbiye tarzına kimse müdâhale edemez. Ederse, dervişin mânâsını öldürür. İnsanın dünyâya gelişine bir babayı vesîle kıldığı gibi, ebedî hayâta gidişinde de o mânevî bir babaya, ALLÂH’ın vazîfelendirdiği, irşâda me’mur, mîzâcına ters düşmeyen, tertip ve tanzîm-i ilâhî bir babaya muhtaçtır. İki olmaz. Olur ise “tarîkat pici” olur.

Gerçeği arayanlara Hazret-i Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki : “Dünyâya çocuklar İslam fıtratı üzere gelirler. Terbiyeye muhtaçtır. Terbiyecisi ne ise onu öyle yetiştirir.”

Tertib ve tanzim-i ilâhiler ezel-i ervahla ilgilidir. HZ. ALLAH’IN YED-İ KUDRETİNDEDİR!

Ezel-i ervah’da tertip edilmiş olup, kulun isteği ve iradesi o yönlü zuhur eder kulun iradesi HZ. ALLAH’IN YEDİNDEDİR!.

İşte, kul bu tanzîm-i ilâhîyi hissedememişse, böyle vazîfeli kişilere rûhen bir yakınlık duyamıyorsa, istihâre yapar. Hazret-i ALLÂH’a sorar. İstihâre mânevî bir mürâcaat usûlüdür, Hazret-i Resûlulah (s.a.v.) Efendimiz istihâreyi, ashâbına sûre ezberletir, gibi önem vererek tavsiye ederdi. Bâzı yol kesicilerin uydurdukları, “ben gördüm” laflarına kanmayasın. “Beyaz gördüm, yeşil gördüm” gibi de değil.

Aldanma... Mürâcaatı sen yaptın, cevâbını sen alacaksın, inşallah. İleri sayfalarda tasavvufî istihâreyi târif edeceğim. Bu yolun eşkıyâlarından sakın. Gerçek budur : istiharem “Çıkmadı” diye mürâcaatını kesmeyeceksin. Kısmetinde var ise mutlakâ cevâbını alırsın.!..

Kayınpederim Hacı Mustafa Efendi’nin hayatta bir kızından başka evlâdı yoktur. “--Postu dürdüm, gidiyorum; makam halîfe vermedi” diye üzülerek giden Şeyh Efendi’nin makâmı cennet olsun. “Vermedi Ma’but, ne yapsın Sultan Mahmut?!”

Ne sebepden bilmiyorum; Ma’but isterse vermesin, Şeyh Efendi üzülerek o bir aleme gide dursun,

Sebep ne olur ise olsun dâimâ şeyh olma hayali ile yaşayanlar şeyhinin olümünü mirasa konan azgın evlât misali gece gündüz bekleyenler: hayâlinden hiç çıkaramayan menfaatı dünya fakat mana sahtekarları kişilerce Şeyh Efendinin yeri hemen doldurulur. Bu hakka dâir rüyâlar görürler. Rüyâlarında hırkalar giyerler, icâzetlerine hayâlî mühürler bastırırlar:

“KORK ALLAHDAN KORKMAYANDAN.”

Netîce îtibâriyle, nefsânî hislerinin esiri olanlar : Her şey ALLÂH’ın yed-i kudretindedir. Bu rumuzu bilmeyerek “ben daha iyi yaparım” diye kendiliğinden meydâna çıkanlar, katılık ve hurâfeden başka ne getireceklerdi? Eğer evliyânın ne anlam taşıdığını bilselerdi cür’et edemezlerdi. Ama tekrar ediyorum : Kur’ân-ı Azîmü’ş-şân’da Hazret-i ALLAH, hayli sûrelerde “Peygamber Efendilerimizden sonra vârisü’l-enbiyâ olan evliyâya tâbi olunuz” buyurmaktadır. Daha evvelki evliyâlar, sizden evvelki şerîatların evliyâsıdır. Siz tâbi olduğunuz şerîattan yetişmiş olan evliyâya bey’at ediniz. Eğer bilmiyorsanız, daha evvel belirtildiği gibi istihâre yapınız. Cevâbını açıkça alana kadar tazarru ve niyâzı bırakmayınız.
avatar
MESUT

Mesaj Sayısı : 27
puan : 10199
Kayıt tarihi : 23/04/10
Yaş : 39
Nerden : kütahya

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz