GALİBİLİK
Galibi Tarikatı (Galibilik): Kadiri ve Rufai tarikatlarının birleşiminden doğan, Muhammedi Tasavvufun bir koludur. Peygamberinin getirdiği ahkam dan ayrılmadan, zamanın haramiyeti belli olanların dışında, medeniyet ve teknolojiyi Tasavvufi bir anlayış içerisinde dinin vazgeçilmezi kabul eden H.Galip Hasan Kuşçuoğlu'nun, Kuran ve Hakikatten ayrılmadan, Emri İlahiler ışığında, Asrın idrakı ile, Dini anlayış ve dünyayı görüşüne göre, 21.yüzyılda sistemleştirdiği; mezheb olarak Hanefi, meşrep olarak Alevi olan Muhammedi bir tarikattır.

EĞER FORUMUZA KAYITLI DEĞİLSENİZ KAYIT OL SEKMESİNE TIKLAYARAK 1 DAKİKA İÇİNDE KAYIT OLUN . FORUMUMUZDAN SINIRSIZ YARARLANMAK VE PAYLAŞIMLAR YAPABİLMEK İÇİN SİZLERİ BEKLİYORUZ . ÜYEYSENİZ GİRİŞ YAP SEKMESİNDE FORUMA GİREBİLİRSİNİZ .

[b]ALLÂH’ı bilmeyen insanın Şeyh’i bilmesi ne ifâde eder?!..”[/b]

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

[b]ALLÂH’ı bilmeyen insanın Şeyh’i bilmesi ne ifâde eder?!..”[/b]

Mesaj  MESUT Bir C.tesi Mayıs 01, 2010 11:06 pm

Bir fırıncı Şeyh Şiblî Hazretlerinin hayrânı ve âşığı idi. Fakat şahsen tanımıyordu. Cilve-yi rabbânî : Şeyh Şiblî o memlekete gelmişti. Tertib-i ilâhî, sûretâ takvâ sâhibi gibi görünen fırıncıdan itimatla :

“--Bana ALLAH rızâsı için bir ekmek verir misin?” deyince, bu söz îman eseri olan merhametine değil, nefsinin hazzından başka haz bilmeyen yönüne dokundu da :

“--Eğer Allah rızâsına her isteyene ekmek verse idik, fırını kapatırdık” diye reddetti. Geriden seyirci olan komşu esnaf :

“--Gözün aydın! Âşığı olduğun Şeyh Şiblî ile ne konuştun? Bu hikmetli tecelliyâttan bizleri de nasipli kıl” dediler. Îmanın kelâmı ile kendini avutan fırıncı taklid-i aşk ile fırından dışarı fırlayıp, Leylâ’sını arayan sahte Mecnun misâli Şiblî Hazretlerini buldu. Elini bıraktı, ayağına sarıldı. Özür ve hatâlarını tesbih etti de :

“--Eşşeklik ettim, malım, mülküm fedâ olsun, canım sana kurban olsun. Bilemedim, beni affet” dedi. Şiblî Hazretleri ibret-i âlem olsun diye, şartlı olarak kabul etti ve îzah etti :

“--Memleket halkına yemek ziyâfeti vereceksin. Yemek yemedik kimse kalmayacak. O zaman seni bağışladığımı îlan edeceğim.”

Adam kabul edip, hemen her tarafa îlan etti. Memleket halkına duyuruldu Dâvete hemen hemen gelmeyen kalmadı.

Yemekten sonra halk Şeyh Şiblî Hazretlerinin etrâfına toplandılar. Hikmet ve mârifetullah hazînesinden az da olsa hisse almak, istifâde etmek istediler. Bir uyanık kişi dedi ki :

“--Efendi hazretleri bize bir dirhem bal için bir çeki odun çiğnetme, keçi boynuzu yedirme, sâde bal ver. Kısa kelamlarla cennet ve cehennemlik göster bize.”

Vârisü’n-Nebî, nedîm-i ilâhî, vazîfeli olan Şeyh Şiblî Hazretleri buyurdular :

“--Gaybı ancak Hazret-i ALLAH bilir. İnsan bu sırrı bilmeye muktedir yaratılmadı. Ama gene Rabbımın lutf u ihsânı olan bildirgesi ile sizlere, ALLÂH’ın affına sığınarak, bir tâne cehennemlik gösterebilirim. Hiçbir masraf ve fedâkarlıktan kaçınmadan bir memleket halkına yedirdi, içirdi, ALLÂH’ın âciz kulu Şiblî hürmetine. Fakat ALLAH rızâsı için bir ekmek vermedi. ALLÂH’ı bilmeyen insanın Şeyh’i bilmesi ne ifâde eder?!..”

***

Kande bilsin Hakk’ı inkar eyleyen, Niyâzî Mısrî’yi,

Zâhir olmuşken yüzünde nûr-ı Zât-ı Kibriyâ?



Evet ALLÂH’ı bilmeyen Şeyh Mısırlı Niyâzî’yi nerden bilecek? O, mânevî vazîfe taşıyan kişilerdeki nûru da görme kâbiliyetinden yoksun. O nur baş gözü ile değil kalp gözü ile müşâhede edilir.
[b]
avatar
MESUT

Mesaj Sayısı : 27
puan : 10923
Kayıt tarihi : 23/04/10
Yaş : 40
Nerden : kütahya

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz