GALİBİLİK
Galibi Tarikatı (Galibilik): Kadiri ve Rufai tarikatlarının birleşiminden doğan, Muhammedi Tasavvufun bir koludur. Peygamberinin getirdiği ahkam dan ayrılmadan, zamanın haramiyeti belli olanların dışında, medeniyet ve teknolojiyi Tasavvufi bir anlayış içerisinde dinin vazgeçilmezi kabul eden H.Galip Hasan Kuşçuoğlu'nun, Kuran ve Hakikatten ayrılmadan, Emri İlahiler ışığında, Asrın idrakı ile, Dini anlayış ve dünyayı görüşüne göre, 21.yüzyılda sistemleştirdiği; mezheb olarak Hanefi, meşrep olarak Alevi olan Muhammedi bir tarikattır.

EĞER FORUMUZA KAYITLI DEĞİLSENİZ KAYIT OL SEKMESİNE TIKLAYARAK 1 DAKİKA İÇİNDE KAYIT OLUN . FORUMUMUZDAN SINIRSIZ YARARLANMAK VE PAYLAŞIMLAR YAPABİLMEK İÇİN SİZLERİ BEKLİYORUZ . ÜYEYSENİZ GİRİŞ YAP SEKMESİNDE FORUMA GİREBİLİRSİNİZ .

VUCUT ÜLKESİNİ İDARE SANATI

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

VUCUT ÜLKESİNİ İDARE SANATI

Mesaj  YUSUF Bir C.tesi Mayıs 22, 2010 1:36 pm

Allah-u Zülcelal insana,akıl nimetinden başka, kalp ve nefis vermiştir.
Yaratılışları gereği, kalp ile nefsin askerleri arasında daima
çatışma ve muhalefet hali bulunmaktatır.

Nefis, ruhu daima dünya hayatına dalmaya davet ederken; kalp,
ruhun asıl isteği olan uhrevi saadete, mana alemine davet eder.
Bu sebebledir ki,insan ne kadar madde alemine göre hayali saydığı;
mucize, keşif, keramet gibi şeylere kulak verir ve meyleder.

Nasıl ki; nefsin,şevhet ve gazap olmak üzere iki kuvveti varsa;
kalbin de ilim, hikmet ve tefekkür olmak üzere üç askeri vardır.
İnsana düşen vazife kalbine yardımcı olmak;
ilim, hikmet ve tefekkürden yardım istemektir. Çünkü nefis,
yaratıldığı tabiatı üzere kalırsa
şeytanın askerlerinden olduğu için sonunda şeytani yollara başvurur.
Şeytanın ardına düşer.

Böyle olunca, nefsin şevhet ve gazap kuvvetleri kalbe musallat olmakla, Allah-u Zülcelal'in askerlerinden olan kalp,
şeytanın askerlerine katılmakla helak olur ve ebedi hüsrana uğrar.

İnsanoğlunun bedenindeki nefsin makamı,
bir ülkenin hükümdarının makamı gibidir.
Zira beden nefsin ülkesi, kararğahı ve şehridir.
İnsanoğlunun düşünen akli kuvveti ise hükümdarı için her hayrı isteyen müşteşar ve akıllı, anlayışlı bir vezir gibidir.

Bunun için hükümdar olan nefsin, vücut olan şehre yapacağı zararlara; vezir olan akıl tarafından, nefse hitap edilerek , onu uyarmak suretiyle
engel olunmalıdır. Vücut ülkesini harap etmesine engel olmak için
faydalı olan ne ise onu yaptırmaya çalışmalıdır.

Nefsin duygu ve azaları ise sanat erbabı ustalar ve ameleler gibidir.
Nefsin kuvveti ise şehre hayat levazımları getiren kötü bir hizmetci gibidir.
Nefsin gazap kuvveti ise memleketi koruyan emniyet kuvvetleri amirleri gibidir. Fakat hayat levazımlarını beden şehrine getiren şehvet kuvveti, gayet yalancı, hileci, aldatıcı ve çirkin bir şahıştır.
Ancak, şaşırtıcı bir şekilde, hayır isteyen nasihatçi kimse gibi görünmektedir
Her bir nasihatı altında bir şer, verdiği her şerbetin içinde bir damla zehir vardır.

Şehvet kuvvetinin; vezir olan akılla çekişmesi,sözünü dinlememesi,
görüşlerini beğenmemesi, dikkate almaması adetidir.
Bundan dolayı, hiç bir zaman akıla karşı gelmekten ve saldırıda bulunmaktan çekinmez.

İşte, durumu bu kadar nazik olan vücut şehrinin padişahı olan nefis, dünyada ve ahirette huzuru elde etmek için o vücut şehri için gerekli olan ne ise onu yapmalıdır.
Yoksa Allah-u Zülcelal'in gazabına duçar olur ve perişan olur.

O halde, akıl nefse hitaben şöyle demelidir:
''Ey nefsim! Sen kendi vücut şehrini imar edersen;
Allah-u Zülcelal'in emirleri olan ibadet, zikir,dini sohbet vb.şeyleri yaparsan
hem bu dünyada hem de öbür dünyada huzur ve kurtuluşunu hazırlamış, Allah-u Zülcelal'in azabından kurtulmuş olursun.
Yok eğer kendi vücut şehrini helak edersen;
Allah-u Zülcelal'in yasak ettiği haramları yapar; taat, zikir ve sonbetten uzaklaşırsan, iki dünyada da helak olur ve ebedi azaba müstahak olursun!''

Nasıl ki, bir padişah, ancak memleketi için faydalı olanı yaparsa,
huzur ve sükuneti sağlamak için her türlü olumsuzluklar karşısında
tedbirini alır, dışarıdan ve içeriden gelen zararı defederse huzuru sağlayabilir.Böylece hem kendisi hem de halkı rahat eder.
Yok eğer memleketi için faydalı olanı yapmaz, kendi istek ve arzusuna göre hareket eder, tedbir almaz huzur ve sükuneti sağlamaz ise
kendi de halkı da helak olur ve memleketi perişan eder.

Üstelik daha sonra duyacağı pişmanlık da fayda vermeyecektir.
Olan olur; vatan ve milleti kurtaramadığı gibi
saltanatı da elinden gider. İşte, böyle olmaması için
insan nefsine nasihat ederek şöyle demelidir:

''Ey nefsim! Aklın vermiş olduğu telkinleri kabul eder,
Allah-u Zülcelal ve Resulü (s.a.v.) itaat eder, düşmanlarınıda def edersen;
Allah-u Zülcelal'in rahmet ve bereketine nail olur,
iki dünyada da mutluluğa erersin. Cennet ve Cemalullah'la müşerref olursun.

Eğer aklın telkinlerine sırt cevirir, heva ve hevesine uyar ve ona göre hareket edersen, Allah-u Zülcelal'in gazabına duçar olup
bu dünyada perişan olduğun gibi öbür dünyada da cehenneme müstahak olursun! Bir çok kişinin (sana) yapamayacağı zararları,
tek başına nasıl yapıyorsun!''

Demek ki insan, vücut şehrini helaketmekle, bizzat kendini helak etmiş olacağından, bile bile kendini ateşe atmış olur.
İyi bilmeli ki son pişmanlık , asla fayda vermez.

Şüphesiz bu söylenenleri uygulamayan, birçok insanın kendini, ailesini, ve çoluk-çocuğunu, gerek zahiren ve gerekse manevi açıdan,perişan ettiğini görmekteyiz....

avatar
YUSUF
Admin

Mesaj Sayısı : 248
puan : 11490
Kayıt tarihi : 21/04/10
Yaş : 27
Nerden : ANKARA

http://galibi.postalboard.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz