GALİBİLİK
Galibi Tarikatı (Galibilik): Kadiri ve Rufai tarikatlarının birleşiminden doğan, Muhammedi Tasavvufun bir koludur. Peygamberinin getirdiği ahkam dan ayrılmadan, zamanın haramiyeti belli olanların dışında, medeniyet ve teknolojiyi Tasavvufi bir anlayış içerisinde dinin vazgeçilmezi kabul eden H.Galip Hasan Kuşçuoğlu'nun, Kuran ve Hakikatten ayrılmadan, Emri İlahiler ışığında, Asrın idrakı ile, Dini anlayış ve dünyayı görüşüne göre, 21.yüzyılda sistemleştirdiği; mezheb olarak Hanefi, meşrep olarak Alevi olan Muhammedi bir tarikattır.

EĞER FORUMUZA KAYITLI DEĞİLSENİZ KAYIT OL SEKMESİNE TIKLAYARAK 1 DAKİKA İÇİNDE KAYIT OLUN . FORUMUMUZDAN SINIRSIZ YARARLANMAK VE PAYLAŞIMLAR YAPABİLMEK İÇİN SİZLERİ BEKLİYORUZ . ÜYEYSENİZ GİRİŞ YAP SEKMESİNDE FORUMA GİREBİLİRSİNİZ .

[b]Hazreti Pir Ebu’l Alemeyn Seyyid Ahmed er-Rifai Hazeratının Ehli Beyt ve Hulefa-i Raşidin Hakındaki Mubarek Beyanları[/b]

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

[b]Hazreti Pir Ebu’l Alemeyn Seyyid Ahmed er-Rifai Hazeratının Ehli Beyt ve Hulefa-i Raşidin Hakındaki Mubarek Beyanları[/b]

Mesaj  MESUT Bir Paz Haz. 06, 2010 7:19 pm

Hazreti Pir Ebu’l Alemeyn Seyyid Ahmed er-Rifai Hazeratının Ehli Beyt ve Hulefa-i Raşidin Hakındaki Mubarek Beyanları


PEYGAMBERİMİZ'İN(sav) EHL-İ BEYTİ VE AKRABASI: Seyyid Ahmed er-Rifâî (ra) Hazretleri Ehl-i Beyt hakkında tazim gösterir, onları çok değerli görür, onları sever ve onları överdi. Şöyle derdi: "Yüce Allah(cc) onlar hakkında şöyle buyurmuştur: 'Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden ancak her türlü kiri gidermek ve sizi tertemiz yapmak ister!' (Ahzâb,33) 'De ki: Ben buna karşılık sizden akrabalık sevgisinden başka bir ücret istemiyorum.' (Şûra,23)" Ehl-i Beyt'e yemin eden bir topluluk gördü. Onlara şöyle dedi: "Allah(cc) cezanızı vermesin! Madem yemin ediyorsunuz, yalan yere onlarla yemin etmeyin! Yoksa helak olursunuz." Ve onlardan, bir daha Ehl-i Beyt'e yemin etmeyeceklerine dair söz aldı. Halife Nâsır-billah hakkında konuşan bir topluluk gördü. Onlara şöyle dedi: "Evladım! Kalkın, faydalı bir şeyle meşgul olun! Onun hakkında kötü birşey söyleyen birini duyduğunuzda, gücünüz yeterse ona karşı çıkın. Yoksa, kulaklarınızı parmaklarınızla tıkayın. Çünkü rubûbiyet divanında onların kötülüklerini iyiliklere çevirenleri vardır. Dünya, ahiret ve ikisinin içerdikleri, onlara bağıştır." RAŞİD HALİFELER VE SAHABE: Bağdat yolculuğunda Seyyid Ahmed er-Rifâî (ra) Hazretleri'ne eşlik edenlerden olan Şeyh Fâris(ks) anlatıyor: Kasideci okuyordu. Toplantı uzamış fakat hiçbir fakir kalkmamıştı. Birisi birden kalktı.. Hasta gibiydi, gönülsüz... Seyyid Ahmed er-Rifâî (ra) hazretleri dizleri üzerine çöktü ve şöyle dedi:"Meclisi tamamla (sonuna kadar bekle)!" Toplantı sona erince, Seyyid Ahmed er-Rifâî (ra) Hazretleri şehirden çıktı. Fakirler O'nu bırakmayıp Aziz Allah'a(cc) yemin vererek o toplantıda ne olduğunu haber vermesini istediler. Şöyle dedi: "Yüce makamdan istek indi. Bütün fakirlere dağıttım, arttı. Sonra ikinci kez dağıttım yine arttı. Sonra size, kardeşlerinize, tanıdıklarınıza ve diger topluluklara dağıttım. Hiçbiri mahrum kalmadı. Ancak, iki Şeyh'e, hazreti Ebû Bekir (ra) ve Hazreti Ömer'e(ra) sebbeden (kötü söyleyen, den) hariç! Böyle yapanın ondan nasibi yoktur." Şöyle dedi: "Hazreti Ebû Bekir(ra), Peygamberimiz'in(sav) Sahabesi değildir diye içinden geçirenin tevbesi, yeniden İslam olmakla mümkündür." Yine dediki: "Peygamberimiz(sav) 'Benim Ashâbı'ma sebbetmek, bağışlanmaz bir günahtır' demiştir. Bu hadis, onlara sebbedenin şüphesiz küfre düştüğünü gösterir." Bu söz üzerine bir fakir şöyle dedi: "Ey seyyidim! Biz, her sahabenin bizce eşit olduğunu söylüyoruz." Seyyid Ahmed er-Rifâî(ra) Hazretleri şöyle dedi ona: "Bu küfürdür ey mübarek! Yüce Allah(cc) diyor ki: 'İçinizden fetihden önce infak edenler ve savaşanlar, daha sonra infak edip savaşanlarla bir değildir. Onlar, sonradan infak eden ve savaşanlardan derece olarak daha büyüktür.'(Hadid, 10). Sen ise eşit olduklarını söylüyorsun ki, bu Kur'ân'ı inkar demektir. Kurân'ı reddeden veya onun bir harfini reddeden küfre düşer. Küfre düşen ise Peygamber'in(sav) şu sözü gereği katli vacip durumdadır- 'Bir müslümanın kanı ancak şunlardan biriyle helal olabilir: İmandan sonra küfür (irtidat), iffetten sonra zina veya haksız yere birini öldürmek'." Şöyle dedi: "Velayet sahipleri şu hususlarda icma etmişlerdir: ölülerin onlarla (sahabeyle) konuşması, onların da onlarla konuşması, konuşan ve konuşulanın durumuna göre istekte bulunmaları gerçek(leşmiş)tir. Aynı şekilde, meleklere selâm verme ve onlarla müsafaha etme, şakiyi saidden ayrıt etme, gözüyle açıkça müşahade etme, işte bütün bunlar Yüce Allah(cc) ne kadar ikram etmiş, ne kadar nasip etmiş ise, Yüce Allah 'a(cc) yönelik himmetleri ne kadar yüksek ve yüce ise o kadar nasip olmuştur onlara... herbirinin belirli bir makamı vardır, o makamı, o sınırı aşmazlar. Hazreti Rasûlullah'tan(sav) sonra insanların en üstünü Hazreti Ebû Bekir(ra), sonra Hazreti Ömer(ra), sonra Hazreti Osman (ra) sonra Hazreti Ali'dir (kv)." Böyle söylemeyenin, böyle inanmayanın bid'atçi olduğunu, iki Şeyh'e Hazreti Ebû Bekir (ra) ve Hazreti Ömer'e(ra), sürekli sebbedenin Hak Teâlâ katında bir değeri ve şefaati bulunmadığını belirtirdi. Amr ibnu'l-As(ra) ve Muaviye(ra) ve sair bütün sahabiler hakkında ileri geri konuşanlardan, onların yapmadıkları, söylemedikleri şeyleri onlara isnad edenlerden sakındırır, onları sevmeyi emreder, yermeyi yasaklardı. Kendisi de onları methederdi ve kötülemezdi. Şöyle derdi: "Hak Teâlâ onları affetmiştir. Aralarında geçenlerden ötürü onları cezalandırmayacaktır. Onlar birbirlerine (haklarını) bağışlayacak ve cennete gireceklerdir," Bir Cuma günü, fakirler bir araya gelmişler, kasideci nağmeli şekilde okuyor ve dinleyenler oldukça kalabalık. O sırada Seyyid Ahmed er-Rifâî(ra) Hazretleri, Seyyid Abdurrahim'e (ks) şöyle dedi: -"Ey Abdurrahim! Fakirlerle sevinen şu gördüklerin var ya önceki ve sonraki günahları bağışlanacaktır. Yalnız, Hazreti Rasûlullah'ın(sav) Ashabı 'na sebbedenler (kötü söz söyleyenler) hariç!" Seyyid Abdurrahim(ks):"Ey Seyyidim! Fakirlerle sevinenler şunlar, böyle olursa bizimle oturanlar nice olurlar?" deyince şöyle cevap verdi: - "Ey Abdurrahim! Onların, öbürlerinde bulunmayan bir himmetleri(istek ve hedefleri) var. Onların maksadı Allah'tır(cc), başka birşey değil: ne bir ihtiyaç, ne bir sebep... Kimin maksadı Allah(cc) olursa,mükafat da onun olur." Kaynak: Celaus sada[b]
avatar
MESUT

Mesaj Sayısı : 27
puan : 10895
Kayıt tarihi : 23/04/10
Yaş : 40
Nerden : kütahya

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz