GALİBİLİK
Galibi Tarikatı (Galibilik): Kadiri ve Rufai tarikatlarının birleşiminden doğan, Muhammedi Tasavvufun bir koludur. Peygamberinin getirdiği ahkam dan ayrılmadan, zamanın haramiyeti belli olanların dışında, medeniyet ve teknolojiyi Tasavvufi bir anlayış içerisinde dinin vazgeçilmezi kabul eden H.Galip Hasan Kuşçuoğlu'nun, Kuran ve Hakikatten ayrılmadan, Emri İlahiler ışığında, Asrın idrakı ile, Dini anlayış ve dünyayı görüşüne göre, 21.yüzyılda sistemleştirdiği; mezheb olarak Hanefi, meşrep olarak Alevi olan Muhammedi bir tarikattır.

EĞER FORUMUZA KAYITLI DEĞİLSENİZ KAYIT OL SEKMESİNE TIKLAYARAK 1 DAKİKA İÇİNDE KAYIT OLUN . FORUMUMUZDAN SINIRSIZ YARARLANMAK VE PAYLAŞIMLAR YAPABİLMEK İÇİN SİZLERİ BEKLİYORUZ . ÜYEYSENİZ GİRİŞ YAP SEKMESİNDE FORUMA GİREBİLİRSİNİZ .

HİKMETULLAH

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

HİKMETULLAH

Mesaj  YUSUF Bir Perş. Nis. 22, 2010 11:30 am

Bu abd-i âciz “ALLÂH’ın rızkından yeyiniz” hitâbını mîdeye giden rızık
sanırdım. Lutf-ı ilâhî tecellîsi ile gördüm ki, mânevî rızık hikmetullah
ve mârifetullah imiş.Hazret-i ALLAH Sûre-i Yûsuf’ta buyururlar ki :
“Biz Yûsuf’a rüyânın tâbirini öğrettik. Ona hikmet verdik. Biz
dilediğimize hikmet veririz. Hikmet verdiklerimize de çok çok
rahmetimizi ihsan ederiz.”


“Hikmet mü’minin kayıp malıdır; nerede bulursa alsın.” Dikkat edersen
“mü’minin” diyor Cenâb-ı Peygamber Efendimiz; “müslüman” demiyor. Müslüm
“lâ ilâhe illallah” diyendir. Mü’min o telaffuzun mânâsını bilerek
yaşıyandır. “Habîbim, o bedevîlere söyle : ‘Îman ettik’ demesinler,
‘İslâm’a girdik’ desinler.” İşte bu mânâdan çok kişileri soyutladık.
Bedevîliğe kaydırdık. Hazret-i ALLAH, Kur’ân-ı Kerîm’in çok yerinde
“EVLİY” diye açık bildirdiği halde, Türkçe’de her mevzûda kullanılan,
“evliyâ”nın mânâsını yansıtmayan “dost” kelâmını kullandık. Kur’ân’ın
mânâsınıda yaptığı tahribâtın şimdi acısını çekiyor ve -demek câiz ise-
yaşıyoruz. Bu zarardan kurtulmak şöyle dursun, kurtulmak da istemiyor
gibi tutumumu benimsendik. Mü’min zatları ve evliyâullâhı yer yüzünde
değil, ticârî kitaplarda arıyoruz. Bilemiyoruz ki, Hazret-i ALLAH
dünyâsını adâleti icâbı bu rahmetinden hiçbir zaman mahrum etmedi.
Etmeyecektir de.. Cümle kullarında mü’min sıfatının tecellî etmesi için
ilm-i tevhit, amel-i tevhit bizlere de yaşamak ihsan etsin, âmîn.


Evvelce yazdığım “Muhtaç Olduğumuz Kardeşlik” ve “Tasavvuf ve Zikrullah”
adlı eserlerimde, bildiğim kadarı ile, mârifetullahtan ve
hikmetullahtan neden ve nasıl mahrum olduk; dünyâda yaşayan ALLÂH’ın
kulları ümmet olarak, millet olarak neden bize düşman oldular;
ALLÂH’ımız bir, dînimiz İslam, peygamber efendilerimiz, ALLAH elçileri
kardeştirler, bu düşmanlık, bu ayrılığın anlamı ne; daha bu gerçeği
anlama zamanı gelmedi mi? gibi konuları işledim. Tüm insanları birini
birinden soyutlayan nedenleri az çok müdrikim bu kitapcıkta da yazmaya
çalışacağım. Rabbım muvaffak kılsın, âmîn.


Âhir zaman Nebîsi, ALLAH elçilerinin sonu Nûr-ı Muhammedî’nin zuhur
vesîlesi, nebîler zincirinin son halakasında rahmet tecellîsi bâriz
görüldüğü halde, biz âciz kullarını rahmet ve merhametinin tecellî
eylediği kemâlâtlı kullarına habîbi Muhammet Mustafâ (s.t.a.v.)
Efendimiz vâsıtası ile lutfedilen şeriat-i garrâya mâlik olduğumuz
halde, dünyâ ve âhiret ihyâ olma rahmetinin fırsatı verilmişken, diğer
ümmetlerin de îman zâfiyetinden dolayı düştükleri hatâ ve günahlara
ümmet olarak bizler de nasıl düştük? Madde ve mânânın gerçeklerinden
nasıl uzaklaştık? Niçin geçmişte yaşanan hatâlardan ibret alamadık?
Geçmiş ümmetlerin cümlesini küfürde göstermekle müteselli olduğumuzu
zannettik. ALLÂH’a îman etmiş, peygamberinin getirdiği emr-i ilâhîye
(şeriate) tâbi olmuş, dîn-i İslam’la şeref-yâb olmuş, ALLÂH’ın îmanlı
kullarına, bilmeden haksızlık ettik. ALLAH kelâmı Hazret-i Kur’ân’ın
bâzı âyetlerinin mânâsını da bu çarpık düşüncemize göre ayarladık.
Hazret-i ALLÂH’ın hiçbir kulunu ve elçilerinin ümmetlerini ayırmadan,
rahmeti ile ihyâ ettiğini anlayamadık. Gazab-ı ilâhîyi celbettik. Lütuf
ve ihsan olan her türlü güzelliklerden nasibimizi yeteri kadar
alamadığımız gibi, geri kaldık! Gördüğüm, bildiğim, yaşadığım, îman
ettiğim, Hazret-i Kur’ân’da, yer ve gökdeki âyetlerde bâriz mânâsı
görülen gerçekleri Rabbımın abd-i âcize lutfettiği kadarı ile
anlatacağım, inşallah.


Sene 1998. Bu abd-i âciz 43 senedir ALLÂH’ın verdiği mânevî vazîfeyi,
Nebî vârisi, nedîm-i ilâhî olarak vazîfe ve mesûliyettini taşıyorum.
ALLÂH’ın bariz yasakları dışında cümle güzellikler dîn-i İslâm’ındır.
“İslam’dan başka din yoktur” hitâbını iyi anladım. Peygamberimiz
Efendimiz’in getirdiği mekârim-i ahlâkı yaşamak, yaşadığım kadar
anlatmak vazîfemdir, düsturumdur, rehberimdir, gâyemdir, şeriat-i
Muhammedî’dir ve güvencemdir. Küllü rahmet-i ilâhîdir. Cümle peygamber
efendilerimizin tebliğ eylediği İslamiyet’tir. İslam ise semâvî tek
dindir. Başka din yoktur. “Size din olarak İslâm’ı seçtim, size dîninizi
tamamladım” hitâbı bir cemiyete, bir ferde mahsus özellik taşımaz;
umûmîdir. Bunu da yanlış anladık ve yanlış anlattık. “İslam bize özel
verildi” zannettik. Hâlâ aynı enâniyeti taşıyoruz. O hakka dâir
menkıbeler uydurduk. Hâlâ o zevkle yaşıyoruz. Mevlâ’mız affetsin.
ALLÂH’ın müsâmahalı rahmeti sonsuz. Samîmi kullarında samîmiyetine
binâen her an tecellîsini görür, zevkini alırsın. Ama o zevkini
başkalarının felâketi ve mânevî enkazı üzerine kuruyormuş gibi
tutumundan dolayı Hazret-i ALLÂH’a yakınlık duymanın adâlet dışı
olduğunu iyi bilesin. Hakîkat dışına çıkışımızın işte birinci nedeni
budur








.

avatar
YUSUF
Admin

Mesaj Sayısı : 248
puan : 11490
Kayıt tarihi : 21/04/10
Yaş : 27
Nerden : ANKARA

http://galibi.postalboard.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz