GALİBİLİK
Galibi Tarikatı (Galibilik): Kadiri ve Rufai tarikatlarının birleşiminden doğan, Muhammedi Tasavvufun bir koludur. Peygamberinin getirdiği ahkam dan ayrılmadan, zamanın haramiyeti belli olanların dışında, medeniyet ve teknolojiyi Tasavvufi bir anlayış içerisinde dinin vazgeçilmezi kabul eden H.Galip Hasan Kuşçuoğlu'nun, Kuran ve Hakikatten ayrılmadan, Emri İlahiler ışığında, Asrın idrakı ile, Dini anlayış ve dünyayı görüşüne göre, 21.yüzyılda sistemleştirdiği; mezheb olarak Hanefi, meşrep olarak Alevi olan Muhammedi bir tarikattır.

EĞER FORUMUZA KAYITLI DEĞİLSENİZ KAYIT OL SEKMESİNE TIKLAYARAK 1 DAKİKA İÇİNDE KAYIT OLUN . FORUMUMUZDAN SINIRSIZ YARARLANMAK VE PAYLAŞIMLAR YAPABİLMEK İÇİN SİZLERİ BEKLİYORUZ . ÜYEYSENİZ GİRİŞ YAP SEKMESİNDE FORUMA GİREBİLİRSİNİZ .

TASAVVUF VE ZİKRULLAH

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

TASAVVUF VE ZİKRULLAH

Mesaj  YUSUF Bir Perş. Mart 17, 2011 4:39 pm

BAŞYAZI
Dünya ve ahirette mesut olmak istiyorsak yaratanımıza kul olmanın zevkine erme çabasında olalım. Rabbımıza layık kul olmanın hazzından, zevkinden uzak durmayalım. Sonsuz rahmet-i ilahiden nasipli, ihya olmuş Rahmeti ilahiyeye vesile kılınmış bahtiyar kullarının saflarında bulunmak gayemiz ve zevkimiz olsun. Kulluk vazifemizi iman ve samimiyetle icra edebilmemiz gene yaratanımızın rahmeti olan mana ve gönül gözü ile görmek ve gerçeği lüzumu kadar bilmek..rahmetinden mahrum eylemesin

Hazret-i ALLAH’TAN lutfedilen tavır ve hareketlerimizle, lisan-ı hal ile yakarmayı ve istemeyi bilelim. Nazargah-ı ilahi olan kalbe yolu uğramayan arzu ve isteklerin huzur-ı ilahiden iltifat gördüğü ender görülür. Kalpten beyine geçen gönül yolu, ehl-i halin ehl-i aşkın yoludur. Beyinden kalbe akış ise ilmel yakından öteye yolu muhaldir ..Muhammet İkbal’in uyarısını gönül kulağı ile dinle, tefekkür et. Rahmet-i ilahi olan sebeplere tevessül etmeden maddeyi de manayı da elde etmek zehabına kapılmak safdillik olur. Bu saflık tertemiz safiyet değil, kusura bakma, salaklıktır.

“İlim toplayıp yığmışsın, gönlü ihmal etmişsin, o kaybettiğin servete acıyorum.”

Ey beni Adem ! Sen Adem’e musahhar kılınan mahluk ve eşya değilsin. Hazret-i ALLAH’ın bilinmesine vesile kıldığı, yaratılışın sırrı ve çekirdeğisin. Diğer mahlukata benzer yönün aşikar, amma sen mana denizi insan olmaya müsait yaratılmış beni ademsin. Aşk-ı ilahiden yaratıldın. Yaratanını bilmeye müsait kılındın. Aczini bildiğin kadar yaratıcını bilmene imkan ve fırsat verildi.

Bu fırsatı bildiğin kadar yaratanına hamd ederek, şükrederek, kesir zikrederek, emr-i ilahiye intibak etme zevki ile hayatını idame ettirmeye çaba gösteren, gerçeği hayatının her safhasında görerek, yaratıcına hayranlık duyan, sadık insan ! Hiç şüphen olmasın, bu meziyetlerin hepsi şahit ki, sen yaratanına aşıksın.

Aşk mana itibariyle ilahidir. Mecazi aşk olmaz. Mecazi olan istektir, arzudur., Nefsin ihtiyacıdır., Mecazi aşk özlemini duyduğu o nesneye vuslatla biter. İlahi aşk ise yakınlıkla artar. Vuslatda ilahi aşkın sonu değildir. Aşk-ı ilahinin tecellisi nefsin hazzının dışında, ruhun gıdası ,.yaratılışın sebebi hikmeti, İnsanlığın hal belgesi mana anlamı TASAVVUFTUR !

Hazret-i ALLAH’ın tanzim ve tertip ettiği ile kullarını vazifeli kıldığı “ey insan arzı ben yarattım sen düzene sokacaksın” hitabını hiç hatırdan çıkarmadan, emr-i ilahiye uygun, kulun aczine uygun, kulluğuna uygun vazifelerimizi iyi bilelim. ALLAH’ın tertip ve tanzimine teslimiyette kusur etmeyelim. Üzerimize terettüp eden kulluk vecibesini yerine getirmeyip, “bunu da, sana havale ediyoruz, bu işlemlerimizi de sen yapıver” deye köşe-yi vahdete çekilip, aczini bilip , kulluğunun dışına çıkmayasın. Bu küstahlığın adına sakın “teslimiyet ve kulluğumuzun aczi, falan” deye ahkam kesme. Yaptığın bu tembelliğine sakın tasavvuf, tarikat, şeriat, İslamiyet de demeyesin. ALLAH’ın emri hilafına yaşayanlarda küllü rahmet olan kıymetli sıfatlar bulunmaz.gafil olma !...

Eşi, şeriki, benzeri olmayan ALLAH’ın iradesine bağlanmak İslamiyyettir. Amma sen bu bağlılığı yanlış düşünüyorsun. Neye yanlış ? Beraber araştıralım. “Kur’an’dan başka bir şey tanımam” diyorsun, “yalnız kelamullahtan başka bir şey tanımam” diyorsun, amma bazı ayetlerin manalarını yaptığın meallerde kendi hissiyatına göre tanzim etmekten çekinmiyorsun. Hazret-i Resulullah’ın hayatı Kur’an değil mi ? Niçin sünnetlerine ve tevatüren zamanımıza kadar sıhhatını koruyan hadislere, tasavvuf, tarikat, cemaatle ve ferdi yapılan zikrullaha, adet tertip ve tanzimine kütüb-i sittede geniş yer verildiği halde soğuk bakıyorsun.ve onları İslamiyet’in dışında gösterme gayretindesin. ALLAH’A ve Resulüne inanmayan bir toplum var ki, onlarda dinlere düşmanlık ve dinsizliğin ilericilik olarak algılandığının acı faturasını nasıl ödüyoruz görelim lütfen!... ALLAH cümlesini hidayete erdirsin.

Büyük bir kesim var ki, ALLAH’A ve elçilerine inanmış, namazında, niyazında, haccında, zekatında, hayır ve hasenatında bu mana zenginlerinin ALLAH adetlerini artırsın amin !.bir zümre daha varki dindar kesimde ekseri görülen bunlardır .akıldan öteye yolu olmadığı azabı ilahiyeden başka sermayeleri de yoktur. gazabı ilahiyeyi ve rahmeti ilahiyeyide kalıplaştırdığı gibi bu tutumlarıyla hazreti ALLAHı çarpık zihniyetlerine râ-m ettiğinin zannı ile cennet aşkı ve cehennem korkusundan başka zevki olamayan, gönül diye bir rahmet tanımayan, ihlas, takva, veradan habersiz toplumların rehberi, üstadı tabir caizse mürşidi manası olmayan şeriat, arısı ve balı olmayan boş kovan, misali gerçek iman zafiyeti çeken yalnız samimiyetine güvenmekle ferahlık duyan dindar geçinen kitleler! Bu zümre samimiyyetleri derecesinde rahmeti ilahiyyeden nasiplerini alacaklar am-ma Bu çarpık hali alkışlayan bilge kişiler Bu tahribatın hesabını verebilmen için ğüvencen nedir !... Pek inanmazsınız amma belki inanan bulunur. Peygamber Efendimiz öyle buyurdular : “Onlar kurtarıyoruz zannediyorlar, öldürüyorlar. Kendileri de ölüyor.” Bu kadarlıkla iktifa et. Uyan !

Beşeri Kanunlar kanunu ilahiyeye uygun gibi görülsede Şeriat devleti ,şeriat hükümeti ifadeleri her zaman hakiykatı yansıtamazlar zamanla değişen görünümleri kanunu ilahiyeye ters düşmediği müddetce içtihada lüzumlu kılınmıştır. dünya nizamı kulun içtihadına bırakılmıştır zamanla değişen güzellikler ehlinin içtihadı ile toplumların yaşantılarında ilahi yakınlığı sağladığı gibi salikını emri ilahiyi yaşantısında kalbi mutmain kılar!.. tertibi ilahi budur bazı ayetler muhkem ,bazısı müteşabihtir. zaman bunlar üzerinde değişiklik yapamaz kıyamete kadar geçerlidir içtihada tabi ayetler vardırki şeriattır zamana göre ehli ise o günkü güzelliğe uygun içtihat yapabilir örneğin peygamber efendimize ashab sordular ya resulALLAH şu dünya işini nasıl yapalım diye en son gelen şeriat mimarı, ilmiledün sultanı, gerçek gönüller fatihi, nuru muhammedinin peygamber efendilerimizde zuhurunun son karargahı en mütekamil şeriatı garranın yetkili sahibi buyurdular-ki !...

(Sizler dünya işini benden iyi bilirsiniz )

yeri gelmiş iken fakirin zevki ile ihya olduğum hazreti ALLAHın rahmeti resuli ekrem efendimizin şahsında bu abdi acize lutfettiği mesajı tekrar etmekle islami gerçeklere vesile kılındığım için manevi hazzımı ve mana zevkimi izahtan acizim !...

30 ocak 1995 mekke-i mükerremede otelde sabak namazdan sonra peygamberimiz efendimiz hali yegazada şu mesajı ihsan ettiler!

ÜMMETİM GEÇMİŞ ZAMANA GÖRE DEĞİL YAŞAYACAĞI ZAMANA GÖRE HAZIRLANSIN buyurdular yataktan fırladım unuturum korkusu ile not aldım .yazdığım yazı ile ilgili gördüğüm için inanan din kardeşlerime tekrar tekrar duyurmak istedimsene 2001, 45senedir veraset vazifesini taşıyorum !...

her devirde geçerliliğini koruyan gerçek ifşaatı peygamberiye!... Seksen ikiye yaklaştım , Rabbımın verdiği irşat vazifesini taşıyorum. Vazifem haricinde ALLAH’ın kuvvet ve kudreti karşısında aciz kulum. Beşer karşısında inandığım gerçekleri anlatmak için kimseyi kırmadan, incitmeden, enaniyyete düşmeden, imanımdan ve vazifemden pirim vermeden, Yerlerde ve göklerde bütün alemde zuhur eden peygamber efendilerimizin, bilcümle evliyaullahın, insanı kamilin ve aklı selimin hassasiyetle üzerinde durdukları ayetler ve indi ilahiden .uyarılar!.. : “Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki, onlar bu delillerden yüzlerini çevirip geçerler.” Yusuf -105

Hazret-i ALLAH’ın ilim ve iradesinin tenezzülen lutuf ve ihsan eylediği ayetler manzumesinin çekirdeği beni adem!.. arzda ve bilemediğimiz nice alemde adaleti ve rahmeti ile tecellisi hazreti ALLAHın fiiliyatı , fiili sıfatlarının bizatihi olmayan zuhuruna vesile kılınan nizamı alem !..hazreti ALLAHın lutuf ve ihsanı ile anlaşılacak olan ilmi manayı ilmel yakin ile çözemiyeceğinin bilgisine ne zaman varacaksın ? Sıkıştığın zaman kabul etmiş gibi görünsen de, kendi düşünce ve davranışlarını daha üstün görme hastalığın, dışarıya nüksetmiş. Zahmet etme, gizleyemiyorsun. Haddi aşmışsın. Settarü’l-uyub rahmeti üzerinden kaldırıldı. Takke düştü. Kel göründü misali. İyi bil. ALLAH’A karşı günah işliyorsun. İslam’a karşı, resullerine karşı, İslam’ın ne olduğunu müdrik yaşayan mü’minlere karşı, veraset taşıyan varisü’n-nebiye nedim-i ilahiye karşı bu tutum ve davranışların beşere karşı ayıp, ALLAH’A karşı günah oluyor.

Şunu bilesin ki, akli ve nefsani duygularını cihan-şumül din-i İslam’dan, en mütekamil şeriat-ı garradan ve vahy-i ilahiden daha cazip gördüğün için Hazret-i ALLAH’ın tertip ve tanzim ettiği manevi teşkilata küfür gözü ile bakıyorsun. İman zannettiğin küfür buradan başlıyor.

Bu türlü ilimler na-ehil toplumlarda her zaman alkışlanmıştır ? Sakın aldanma, o alkışlara. Dikkat edersen hakikat gözü ile bakabiliyorsan göreceksin ki şakşaklardan çıkan ses emr-i ilahiye muhalefet..

Nefsi duyguların sesi insan-ı kamili tanımayıp, kendini insandan üstün görüp, bunu kanıtlamak için hazret-i ALLAH’TAN kıyamete kadar sapıtmak için ruhsat alan şeytanın sevinç çığlıklarını duyamıyor musun ? Alkışların sesinde bir yerde nefis akılla şirket kurar, müşterek çalışırlar. Put üretmekte mahirdirler. Nefsin ürettiği put aşikardır. Aklın ürettiği put kabiliyeti nispetinde avamdan gizlenmeye çalışır. Ama ehlinden gizlenemez. ALLAH’TAN hiç bir şey gizli değildir.

Rica ediyoruz, manevi teşkilata inanmasan da na-ehlin küfrüne ortak olma. Gavsü’l-A’zam Seyyit Abdulkadir Geylani buyurdular ki : “Atan bizdendir, attıran değil. Bir kişi inanmadığını açıkça ilan eder, hatır için konuşmaz. Sözünün eri ve merttir. Böyle insanların bu halleri de meziyettir. Rahmettir. Bizim rahmet topluluğumuzun üyesidir. Mutlaka bir gün gelecektir. Çünkü mizaç ve manası bize uygundur. Kendisi kenarda durup sinsi sinsi attıranda makbul meziyet yoktur. Bizden değildir, Bazı hakikat fukaralarına hakikat dışı telkinlerinle ehl-i tarika karşı hakaret ve küfrettiriyorsun. Buna hakkın var mı ? Hesabını Hazret-i ALLAH sormayacak mı ?

Muhammet İkbal’in veciz gerçeklere uygun bir hitabını dinle : “Milletler manevi büyüklerinin kalplerini incitmedikçe ALLAH hiç bir zaman milleti rezil ve rüsvay etmez.” Yaptığın bu tahribatı Kur’an-ı Kerimin manasını, bazı ayetleri nefsinin hazzına göre ilan edip, semavi tevhit diniki islamiyettir saliklerini Hazret-i Kur’an’a düşman kıldığının hesabını ALLAH’A verebilecek misin ? ALLAH affetse dahi, masum kulların manalarını iteklediğinin farkında değil misin

İsmini henüz düşünmediğim bu kitapçığı daima sitem ve kahır etmek kastı ile yazmadım. Maksadım bazı hakikat fukarası “her şeyi biliyorum” hastalığının zebunu kişilerin yaptığı, tahribattan başka görünüm taşımayan telkinatlar ve icraatları açıklamak . Bu abd-i acizin imanıma , Rabbimin rahmeti ve muaveneti ile şer düşünce ve şer icraatlar yaklaşamaz. Buna rağmen Ebu Cehil misali düşünce ve tahribatlardan Rabbıma sığınırım.

“Yalnız zahiri ilmi olan onunla yetinen topluluklar zalim. Sadece ahlaklı olmaktan başka bir bilgisi olmayan toplumlar mazlumdur. Hem ilmi, hem de ahlakı olan milletler hakim ve mesut olur.

hakikat dışı telkinler ve manayı tahrip eden icraatlarla milyonlarca mana ehlini ruhen taciz ettikleri gibi, imanlarını zayıflatarak yükümlü oldukları manayı bilemediklerinden hakikatleri katletmeye çalıştıkları tarih boyu görülen vakıadır.

ALLAH’ın zikrini toplu olsun, münferit olsun ilim adına yasaklayıp katlediyorsunuz. Bu yetkiyi nereden aldınız ? Kur’an’dan diyemezsiniz. Zikir ayetlerini açık ve seçik yazdım. Havf u reca üzere oku. Anlayarak oku Anlamıyorsan erbabına sor da, oku. Hazret-i ALLAH Nahl Suresi, 43. ayette emretmiyor mu : “Siz bilmediklerinizi erbab-ı zikirden sorunuz. Lütfen hocam, bu bencil enaniyyetten kurtul. Sen ilminle bana lazımsın. Ben de hal ilmi ile sana lazımım. Gel yoksa bilmeden yaptığın tahribatların enkazı altından çıkamazsın. Üzerindeki Enkazları göremiyormusun ?

Gördüğüm ve hatırladığım kadarı ile göstereyim. Gel, yeteri kadar Arapça bilmeyen fakat “men araf” sırrını anlayan bu abd-i acize yakın gel. Hazret-i Mevlana’nın feryadını dinle. Rahmet-i ilahinin zuhuruna vesile kılındığı gönül sultanına yakarışını dinle :

“Gel, başını kille ıslattınsa yıkamadan gel. Ayağına diken batmışsa çıkarmadan gel.

Gel de ufalmış ekmekler gibi yollara döküldüm, topla beni. Gel ki, gel. git sözü bitsin artık, gel...

Bu sancıyı çeken bilir.gülme ! Sizlerin yazdığı tefsir ve Türkçe mealleri çok çok tetebbu eden ilmihalini, kelime ve yaşantısı ile edille-yi şer’iyeye uygun şeriat-ı Muhammediyi imanı ile birleştirmeye çalışan bu abdi aciz itikatta “Maturidi,” mezhep de ( amelde ) “Hanefi,” meşrebim alevi “Kadiri-Rufai birleşiminin kolu Galibi”dir.

Şu gerçeği bildirmede faide görüyorum : Şeriat-ı Muhammedi yede yüz küsur mezhep ve meşrep var. Hazret-i ALLAH cümlesini rahmeti ile bezesin!. Mana ilminden yoksun madde ve akılcı din ihdas eden bilgelerin!. rahmeti ilahiyenin sonsuzluğunun zevkini yaşayan samimi kullarınıda rahmeti ile bezediğinin garibi olmaları hasebi ile , rahmet zevki almamış ilahi vazifesiz, ölçüsüz, hayli sadık kullarını kendi nefsani eğitim ölçülerine göre değerlendirip şeriatı muhammediye ümüt bağlamış 105 kadar meshep ve meşrep varken yalnız 4 adedini kabul eden gerisini rahmeti ilahiyeden mahrum ,dalalette göstermekten çekinmeyen rahmet yollarını kapatıp yalnız gazabı ilahiye giden yolları benimseyip açık tutan beni ademin rahmet yaratılışını gazabı ilahiyeye dönüştürme memuru imiş gibi olanca ğücü ile çalışan mana ve ledünni kaynağı tasavvuf sıratı müstekim garibi bilge kişi ümmetleri tarih boyu bilmeden meshep ve meşrepçatışmalarına iteklemiş tasavvufa rahmeti sonsuz rabbımızın rahmetini tasarrufunu yedine alarak rahmeti zulme dönüştürmüştür!.. mezhep ve meşrep tenkitleriyle veya bunların reddiyle toplumlara fitne, fesat, düşmanlıktan gayrı bir şey verememişlerdir!.. . Her kul karakterine, mizacına ve inancına göre mezhebini ve meşrebini seçmekte yetkili kılınmıştır. Samimiyetinin ölçüsünde ALLAH’ın bu türlü rahmetinden nasip alacağından kimsenin şüphesi olmasın. Bir kişi çeşmenin yanına bir kazık çaktı binitlerini oraya bağlasınlar diye rahmeti ilahiyeye uygun hizmet olmuştu ...bir başkası görmüyenin ayağı takılırda düşer diye kazığı söktü çakanda sökende rahmeti ilahiyeye nail oldu müğminin niyyeti amelindenhayırlıdır buyurulmadımı ?

Şunu hiç unutmayalım hazreti ALLAH kullarını gazabı için yaratmadı dünyaya başka gözle bakmayasın dünya kazanç ve rahmeti ilahiyenin kaynaştığı yerdir mendubdur !...dünyadaki manevi kazancı başka bir yerde bulamazsın ileri gitme hazreti ALLAHa malum olan niyyetlerini bilebilirmisin kazık çakanın ve sökenin niyyetlerinin ne olduğunu ? dikkat edelim aczimizi unutmayalım . “Yetmiş iki milleti bir gözle görmeyen halka müderris olsa hakiykatta asidir.”

Leküm dinüküm veliye din.

Kafirun Suresi 6. ayette buyurduğu “sizin dininiz size, benim dinim bana” buyruğuna dikkat et. ALLAH’ın izni ile göstermeye çalışacağım. Lütfen itirazın olursa itirazının yanıtını Kur’an’dan bulmanı isterim. Çünkü bu abd-i aciz kelamı kadim olan Kur’an’dan ayrı düşünceye iltifat etmem eriştiğim kadarı ile aczimle alemde zuhur eden ayetlerin hayranlığını yaşamaya çalışıyorum ...

“Sonraki gelen semavi din evvelki gelen dini iptal etmez” başka din yokki islamiyetten gayri iptal edesin şeriatlar dahi iptal edilmeziken sonra gelen şeriatlara salikin geçmesi emri ilahiyeye uygun olup geriye gidilmemeside emri ilahidir... Sonra gelen şeriatlar kulların kültür ve bilgilerine göre ihsan edilmiş, kişinin inisiyatifine göre lutfedilmiştir, rahmettir. “Dinde cebir yoktur” anlamı budur. Hazret-i Kur’an’ın da bildirisi budur. “Hala bir şeriat geldi mi, evvelki şeriatlar iptal olur” iddiasında ısrar edenler Hazret-i ALLAH’A zulüm isnat ederler. Hazret-i Kur’an’la çelişkiye düşerler çünkü Hazret-i ALLAH’ın lütfettiği küllü rahmeti ilahiler geçici değildir.mizaç itibarı ile kul inandığı bir davayı kolayca bırakmaya müsait olmayıp daha kemalatlısını seçe bilmesi kültürünün kemalatına bağlıdır !.. Samimiyetle arayan kul, hiç şüphesi olmasın, bilgisi müsaitse mutlaka bulur. “Kırk senelik kani olur mu yani ? Kani olur ise yani, daha mütekamil kullarına gönderdiği şeriata tabi olup yaşayabiliyorsa, yani kemalattır, uygundur. Tertib-i tanzim-i ilahidir. Tarih boyu ne kadar gösterebildin ki, kani olmuş yani.

Dini konuları anlatırken de insaflı, merhametli, mülayim ve sevecen olalım. Yaratılışın sırrı rahmettir. Gerçek ölçü ALLAH’A mahsustur. Aczini bil, ileri gitme. Sen kendi vazifene bak. ALLAH’ın işine burnunu sokma.

Bütün semavi dinler tevhit dinidir.islamiyettir Kitapların ve suhufların anlamı, özü kelime-i tevhittir. Lisanen “ALLAH’TAN başka ilah yoktur, illa ALLAH vardır” manasını, anlamını hangi lisan ile söylüyorsa bir kişi, beşer ölçüsüne göre o anda o kişi müslimdir. Gerisi ALLAH’A aittir. Konuşmasında ve muamelatında tevhide aykırı bir hal gördünse muktedir isen mülayemetle “emiri bi’l-ma’ruf, nehiy ani’l-münker...” Güzellikleri anlat ve sevdir. Nehyedilmiş çirkinliklerden kaçması için tatlı tatlı ikaz et. Muktedir isen irşat et. Telaffuzuna şahit oldunsa müslimdir, gayr-ı müslim değil. Kafir, gavur kesinlikle değildir. Hep aksini düşündük yanlış telkinde bulunduk. Bütün beşeri İslam’dan dışladık. Düşman ettik. Ehl-i kitaba kafir, gavur demekle teselli oluyoruz zannettik. Gayretullaha dokunduk. ALAH affetsin.

Şüphe yok ki, iman edenler, Yahudiler, Nasraniler ve Sabiiler’den kim ALLAH’A ve ahiret gününe inanır, bununla beraber salih amelde de bulunursa, elbette onların Rableri katında ecirleri vardır. Hem onlara korku da yoktur. Onlar mahzun olacak da değillerdir. ( Bakara Suresi, 62 )

Kur’an-ı Azimü’ş-şan’da ehl-i kitaptan bahseden hayli ayetler vardır.

Peygamber efendilerimize, ALLAH’ın elçilerine sakın ha, derece vermeye kalkışmayalım ve ilahlaştırmayalım. Bu hareketlerimiz hem Kur’an’a, hem de imanın şartı olan Amentüye ters düşer. Cümlesi müslümandır. ALLAH’A şirk koşmayan, peygamberinin getirdiği şeriatına bağlı olanlar elbet müslümandır. Yalnız ALLAH’A inanıyorsa ehl-i imandır. “Size din olarak İslam’ı seçtim, size dininizi tamamladım” hitab-ı ilahisi bütün semavi dinleri kapsar.islamiyettir Hazret-i peygamber ( s.a.v. ) Efendimizden başka peygamber gelmeyeceğinin ALLAH tarafından bildirilmesidir. “İsa aleyhisselam gelecek” diyenlere iltifat etmeyin. Tertib-i ilahiye uygun değil, nefislerin uydurmasıdır. Kanun-ı ilahiye ters düşer. Gülünç olmayalım, peygamber efendilerimizi sınıflandırmayalım. Hakikat dışı olur. ALLAH gücenir. Hele başka peygamber efendilerimizin şeriatlarına tabi olanlara gayr-i müslim, kafir, gavur demeye hiç hakkımız olmadığı gibi telafisi mümkün olmayan peygamber efendilerimize ihsan edilen şeriatlara ve takip ettikleri yollara karşı ileri geri uyarılarımız düşmanlıktan başka bir şey getirmez, getirmedi de...

Akılcı din olmaz. ALLAH’ın elçileri vasıtası ile kullarına bahşedilen din

tertib-i tanzim-i ilahidir. Din nakildir. Nur-ı Muhammedi cihan-şumuldür. Adem safiyyullah’tan kıyamete kadar devam edecektir, bakidir. “Lev lake lev lak, le-ma halektü’l-eflak “ ( sen olmasa idin, eflaki yaratmazdım ) hitabının mana itibarı ile cümle peygamber efendilerimizde görülen, veraset taşıyan evliyaullahta veraset yolu ile zuhuru müşahede edilen, mü’min ve müslim, cümlesinden zuhura vesile kılınan yaratılışın sırrı rahmet-i ilahinin ismidir.

Nur-ı Muhammedi yi kalıplaştırmak, dar bir çerçeve ve zamana sığdırmak hakikat anlamı taşımadığı gibi gerçek imanla da bağdaşmaz. Senlik-benlik davasından öte izahı yoktur. Cümle ehl-i kitabda bariz görülen hastalıktır. Hazret-i ALLAH cümlesine şifa versin. Semavi dinler, yani tevhit dini salikleri biri diğerini esasta kardeş gördükleri zaman yaratılışın sırrının beni Ademde zuhuru görülecek, bütün beşer kardeşliğe akın akın yürüdüğünde, gerçeğin böyle olduğunu anladığında, beni Ademi kıskandığından, ademi hakikat dışına çıkarmak için vazifesi sevdirilen şeytan, inkisar-ı hayale uğrayıp, mel-anet icraatının sonu hezimete dönüşüp , her şey güllük gülistanlık olacak. Dünyada düşmanlık, çirkinlik, bilcümle ihtilaflar, bencillikler, ister istemez, yerini hep güzele bırakacak. Öylemi ?

Şu halde beniğ ademin derecesinin yücelmesi için rahmeti ilahiyyeden lutfedilen tertibi ve tanzimi ilahi olan imtihan olmayacak-mı . Bu düşüncene göre dünya beşerin nefsani zevklerine uygun devam eylese ezeli ervahda belı diyememe kafletine kapılan ruhlar öyle küfrü inadidemi kalacak ademlikten mana yokluğundan kurtulup insan olmaya vesile olan rahmeti ilahiyeyi nefsi emmarede (hayvani duygu ve yaşantılarında )lutfen tefekkür et bu düşünce ve yaşantı kasdi ilahiye rahmeti ilahiyeye uygun mu? Görüyorsun Uygunsa isim değişikliği gerekli. “Dünya” demek abes olur. “Cennet” diyelim. Çünki isteğin cenneti bilmesende özlemini duyuyorsun ..öyle ise bir nebzede olsa tertibi ilahiyeyi merhamet ve rahmeti ilahiyenin dışında düşünmenin kullukla bağdaşmadığını iyi bilelim hattı aşmayalım . Bu türlü ölçülerin zevkini Hazret-i ALLAH’A samimiyetle teslimiyette bulmaya çaba gösterelim!.i. . Ve bilelim ki : “Her ne kılmışsa adalettir, Cenab-ı Kibriya, her kazaya her belaya kıl rıza, ALLAH kerim.”

Bu sırrı iyi anlayalım da ALLAH’ın tertip ve tanzimine rıza gösterelim. Bu tutum ve inancımızla kuvvet-i kudret-i ilahi karşısında aczimizi ve kulluğumuzu kanıtlayalım. Havf u recanın dışına çıkmayalım. İrademizi kullanalım, hayali isteklerden uzak, teslimiyetle İslam’ı yaşayalım. Yaşanıyorsa güzellikler, güzeldir. Cumhuriyet, demokrasi, insan hakları, laiklik, tasavvuf, tarikat, şer-i şerif anlamında yaşanıyorsa güzeldir. Yaşanmıyorsa kelime oyunları ile bir yere varamazsın. Bilmeden bilenlere zulmedersin.

“Zaman duygusallık ve akılsızlık zamanı değil. Sabur ve idrak, medeniyet ve teknolojiyi, güzellikleri tevhit dininde görme zamanı.”

Bu rahmet-i ilahileri idrak edip, imanınla orantılı düşünce ve yaşantını bu rahmet-i ilahiye teksif ettiğin zaman ALLAH yardımcın olacak, hiç şüphen olmasın.. Dünya Hazret-i Kur’an’a hayran olacak. Hazret-i Peygamber ( s.a.v. ) Efendimizin getirdiği şeriat-ı garraya hayran olacak. Pek ilerisini bilmesede haddini bilecek En azından küfretmeyecek.

“Habibim, evvela yakınlarından başla” hitabını göz ardı etmeyelim. Evvela ülkemizdeki kardeşlerimize anlatalım. Düşmanlıktan başka bir şey getirmeyen, ayetlerin gerçeğini tefsir, meal yapalım. Bu hususta yetişmiş elamanlarımız var. Gerçeklere hemen uyum sağlayacaklarına şüphesiz inanıyorum. Hazret-i ALLAH o günleri göstersin inşaALLAH!..

cimle Melanetlerin kaynağı cehalettir. “Her şeyi biliyorum” zanneden adem bu tutumu ile cehaletini ilan etmiş olur. İnsan efdal ve eşref-i mahluktur. “Yer yüzünde halifemi yaratacağım” hitabının tecellisidir. Kasd-ı ilahi kamil insandır. Yapmacık hilafetler kaybolmaya mahkumdurlar. ALLAH’ın tertip ve tanzim ettiği hilafetler kalıcıdır, bakidir. Yasaklanır fakat kaldırabilmek beşerin gücü dahilinde değildir. Hazret-i Resulullah’ı iyi tanı. Tanıtırken “eşhedü enne Muhammedden abdühü ve resulühu” diye, gerçek şahit olasın. Perde kalkmadan hayrını ve şerrini bilesin.

Kastım herhangi bir usul ve idareyi eleştirmek rejim eleştirisi yapmak haddim olmadığı gibi bilgim ve görgümün garibi olan siyasetin daima kenarında kalmada salah gördüm. “Selamet der kenarest” (Selametler daima kenardadır.) Bu veciz ifade başlıca prensibim olmuştur. Daima siyaseti ilmimin dışında tuttum. Haddi aşmamaya hayatım boyu özen gösterdim, zannediyorum. Siyasetle ilgili değilim. Her güzeli severim. Çünkü ALLAH’ın halkettiği güzellikler islâmiyettir. Manevi vazifemden na-ehlin düşüncelerine pirim vermem. Kimden gelir ise gelsin, güzele muhalefet etmem. Çünkü güzellik hikmettir, “Hikmetse mü’minin kayıp malıdır, nerede bulur ise alsın” hitabı yolumun ve arzularımın özünü oluşturur .

Daha evvel “Muhtaç Olduğumuz Kardeşlik” diye yazdığım kitapçıkta bütün semavi dinlerin ve ilahi emirlerin, yaratıcımız Hazret-i ALLAH’ın emri hilafına beşeri düşünce ve görüşlerin altında ezilmeye mahkum edildiğini, tarih boyu bariz olarak görmek mümkündür. Bu hastalığın ilacı elbet var. “Nerede ?” Kesin kes Rabbımın lütfu ihsanı ile haber vereyim : Hazret-i Kur’an’da. Amma nefsin enaniyyetinden anlamsız varlık ve benlikten kurtulmadıkça kalp aynasında hakikatlerin zuhurunu elbette göremezsin.

Yazım herhangi bir toplum ve düzeni eleştiri değil, haşa. ALLAH’ın lütfu ihsanı ile kul olmanın zevkini aldım. Gerçekleri yaşadım, hayran oldum. Taltif-i ilahiye nail oldum. ALLAH’ın ihsanı, rahmet hazinesi peygamber efendimizin ve varislerinin himmet ve tasarrufatlarına şahidim.

Bu abd-i aciz Kur’an’daki ALLAH kelamından, göklerde ve yerdeki ayetlerden edindiğim ve yaşadığım intibalarımla derim ki: Samimi olalım. Manada tahrifat yapmayalım ve kesinlikle bilelim ki: İslamiyyetten başka din yoktur. Cümle peygamber efendilerimiz müslim idiler. Tabi olanlar da müslümandırlar. Şeriatları ben-i ademin intibak derecesine göre ihsan edilmiştir. Bir sonraki ALLAH elçisinin getirdiği şeriata tabi olmak kulun kemalatıdır. Evvelki şeriatta samimiyetle sebat edenlerin de yaratanına şirk koşmadıkları müddetçe rahmet-i ilahiye nail olacaklarını Hazreti ALLAH Kur’an’da bildiriyor. Ehl-i kitaba “gayri müslim, kafir, gavur” diyemezsin.

İyi anlayalım: Semavi dinlerin hepsi tevhit dinidir, islamiyyettir. Sonra gelen şeriat evvelki şeriatı iptal etmez. Kişi tabi olduğu şeriatını yaşamakla mükelleftir. ALLAH’ın elçilerini biri birinden ayrı görmek tertib-i ilahiye ters düşer. Peygamber efendilerimiz kardeştirler. Tabi olanlar da biri diğerinin kardeşidir. Cümlesinde zuhur eden rahmete “Nur-u Muhammedi” ismi verilmiş olup, bu nur ise adem safiyyullahtan başlar, kıyamete kadar bakidir. “Yalnız şu zamana mahsustur” diye kısıtlamak küfürdür. ALLAH’A zulüm isnat etmektir, gerçeğe aykırıdır.

Hiç bir tevhit dininin ölçüsü akıl zevkini alır amma esas değildir değildir, nakildir. “Akıldır” diyenler tevhit dininin dışında kalmışlardır. Emr-i ilahiler akıl ve mantıkla ölçülmez. Akılla ölçülen dinde ibadet ve taat kaybolmaya mahkumdur. Emr-i ilahileri ölçmek aklın işi değildir. Akılsıza teklifat yoktur.

Akılcı dinden felsefe, nakilden tasavvuf, hakikat zuhur eder. Akılcı dinden mürteci yetişir. Nakli yaşayan, derviş sıfatının tecelli ettiği bahtiyar toplumlarda irtica-i hal kesinlikle olmaz. Dervişin anayasası kulluk vazifesini yerine getirmektir. Teslimiyete ne kadar sadık kalırsa o kadar makamı rızadan nasip alır ve “Her ne kılmışsa adalettir Cenab-ı kibriya, her kazaya her belaya kıl rıza, Allah Kerim” imanını zevkle taşır. “Ve Yarabbi verdiğin nimetlere çok şükür el-hamdülillah” diye yaratanına teslimiyetle memnuniyetini günde yüz defa mutlaka arz eder. Bu hissiyatını her gün virt ve tespih eder. Tevhit Dinini nakilden çıkarıp akla dönüştürenler de ALLAH a karşı itminan-i kalbe , teslimiyet rıza ve rahmetine yeteri kadar rastlayamazsın. İnancı fer’idir. Fer’i inancın hakikatte tamamı ile zuhuru muhaldir. Tasavvufsa dinin aslı ve özüdür. Tertib-i tanzim-i ilahidir. Falan ve filanın yaşantısı ile ölçü kabul etmez. Bi-zatihi rahmettir.

Tarik yoldur. Mahlukatın nefesinin adedinden de çoktur.bazı naehil tarikler topluma zarar veriyor ise men edilir.

Tasavvuf tertib-i tanzim-i ilahidir yasaklanamaz. Dinin özüdür. “Muhtaç olduğumuz kardeşlik” kitabında dinin özünü anlatmaya ve dünyaya duyurmaya çalıştım. Kitaptan içeride ve dışarıda her beldeye göndermeye çalışıyorum Türkiye’deki internete ve Kanada internetine Türkçe ve İngilizce yazarak kitabı bildirmeye çalıştık. Düşünerek okuyan, akl-ı selim ben-i adem mutlaka islamı anlayacak. Kardeşliği anlayacak. Dinler arası düşmanlık getirenleri tasvip etmedikleri gibi, bu nefsi arzularını prensip edinmiş hakikatları da bu hislerine uydurmaya çalışan alimleri dinlemeyecek. En azından Hazreti Kur’an anlaşılacak.

Peygamber efendilerimizin cümlesi ALLAH’ın elçileridir. Onları rahmet mağfiret sıfatının zuhuruna Hazreti ALLAH’ın vesile kıldığını iyi anlayıp ALLAH’ın tertib-i tanzim-i ilahi olan nedim-i ilahi, Varisü’n-Nebi’ye manevi vazifesini yansıtmayan “dost” demeyip Hazret-i ALLAH’ın Kur’an’da beyan ettiği “evliya” demek cesaretini gösterecekler, inşaallah.

Bu beyanlarımı dünyaya duyurmak için sen de yardımcı ol. Dinler arası düşmanlığı kaldırmak için işte “CIHAT”.

Rahman ve Rahim olan ALLAH’ın adıyla başlarım.

Vücudu ile mevcut, sıfatı ile muhit, esması ile zahir, ef’ali ile malum olan Hazret-i ALLAH’A hamd olsun. ALLAH birdir, eşi, benzeri, şeriki yoktur, olamaz da.

_________________
HU YA TABİB EL GULUP

YUSUF
Admin

Mesaj Sayısı : 248
puan : 10502
Kayıt tarihi : 21/04/10
Yaş : 26
Nerden : ANKARA

http://galibi.postalboard.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

GERÇEKLERE NEDEN KARŞI OLDULAR

Mesaj  YUSUF Bir Perş. Mart 17, 2011 4:41 pm

GERÇEKLERE NEDEN KARŞI OLDULAR ?

Kuran-ı Azimü’ş-şan’da zikir hakkında Hazret-i ALLAH’ın buyurduğu ayet-i kerimelerin manaları bariz, açık, çok surelerde mevcut olduğu halde, ilm-i zahirin her an tenezzülen zuhuru görülen tecelliyat-ı ilahiyi ölçtüğünü zanneden, yanıldığını bilmediğinden nazargahı ilahi, sırrı ilahi olan gönlü önemsemeden hazreti insanı yalnız ve yalnız maddeden ibaretmiş gibi gören akılla anlaşıp naklin gerçeğine uyamayan ilmin irfaniyyetini ve mana ariflerini tarih boyu dışlayan şeriatı muhammediyeyi içinden çıkılmaz hale getirip çok fırkalara ayrılmasına sebeb olan aklın ürettiği fizikten öteye yol bulamayan bilge kişiler (sesini duyuramayan pek azını tenzih ederim .)manayı dışlıyan bu halinin mahsulü elbette gerçeklere karşı “biliyorum” edası ile tavır takınan, tasavvuf ve irfaniyyet yoksunu mana mahrumu kişiler islamın irfaniyyet yönünü pek kavrıyamamış hazreti ALLAHın dini islamı kelamı kadimde beyanı ve bütün alemde fi-ili sıfatlarının tenezzülen zuhur ettiği bir gerçek iken imanla şumullü olan emri ilahiyeyi islamın şartı gibi yalnız savmu ,salat,haccu ,zekat , kelime-i şahadet emri ilahisini islamın şartı olarak beyan etmeleri bu emri ilahilere her ne sebebden olur ise olsun tabi olan hazreti ALLAHın bildirisinin dışında şarta tabi tutulan kaza zedeleri islamın umumi manasından tecrit ederek adem safiyullahtan kıyamete kadar devam edecek olan dini islamı beş şart ile bitiriveren avvamın bu ibadetlerle yetinmesinin bütün iman yönünü hallettiğinin inancı ile yetinen zümreler çoğunlukta olduklarından islamın beş şartını esas kabul eden geniş bir kitle kendiliğinden oluştu ?

Şeriatın manevi yönünü, tarikati, marifeti ve hakikati neden kabul edemiyorlar ? Bu sorunun cevabını aradım, aradım, gördüm buldum, yaşadım. Kabul edenlerle yaşıyoruz, elhamdülillah. Kur’an’ı yaşıyoruz. Hazret-i Muhammed Mustafa ( s.a.v. ) Efendimiz vasıtasıyla bizlere lutfedilen şeriat-ı garrayı yaşıyoruz. Veraset taşıyan evliyaullahın Hak rızası için tertib-i ilahi olduğunu Rabbımın na-mütenahi rahmetinin sebeplerde zuhurunu gene Rabbımın rahmet sıfatı ile gördük, noksansız. Ve acebasız yaşamaya bütün gücümüzle çalışıyoruz elhamdülillah!..

Hayat boyu gördümki !.insan olmaya namzet beniğ adem iyi bildiğinin alimi !.. bilemediği ilimin cahilidir ..

Tasavvuf; dinin manası ve özüdür, ariflik ve irfaniyettir, salikinde bariz zuhuru görülen ehli zikirdir. kemali aşkı ilahidir. yeryüzünde halifemi yaratıcağım hitabının tecelli ve zuhur merci-i ,tevhit dininin manası ve aslı

İlmi ledünninin giriş kapusudur!..ricali kaybın mana ünüversitesi salikının hazırlandırıldığı yerdir!...cümlesinin ismi yol ehlidir ,arabca tarik cemi tarikattır

Mana hazreti ALLAHın yedinde olup zahirde öğretmenleri peygamberlerimiz efendilerimiz dir ve kıyamete kadar yer yüyüzünde eksik olmayan ALLAHın tertip ve tanzim eylediği nedimi ilahi ,varüsül Nebiy mürşitler bu yolun öğretmenleridir !...

Bu yönlü mana tedrisatından mahrum olanlar mana yolunun inkarcılarıdır bu zümreyi tanımak zor değildir mana yoksunluğu alametlerini isteselerde ehlinden gizliyemezler çünkü maddeden öteye manaya yol bulamadıklarından (settarel uyup ) ki ğizleme sıfatı rahmeti ilahiye üzerlerinden kaldırılmıştır manayı inkar ederler bu tavurları o zümre için normaldir ilmel yakından öteye yolu olmayan bilge kişilerin her devirde tasvip edenleri çoğunluktadır ALLAH emeklerini zayi etmesin amin !...

İşin aslını anlatıyorum. sonsuz olan rahmeti ilahiyeye affu mağfiret deryasında peygamber efendilerimizde fikir yürütemezler bu rahmeti ilahi üzerinde gizli ilahlık iddi-a edercesine fikir oynatanlar bu türlü şirke düşmüşlerdir gizli değildir umumun inancında ve muamelatında açık vasıtasız görürsün görürsün cennet ve cehenneme liste ayarlayan zalım bilgeleri bu zümreye gerçeği kabul ettiremezsin salaklıgında haddı ve hududu vardır nefsine insaf et dünya bir daha eline geçmez leal karnasyon olacak deye nefsini avutma islamiyette olmadığı gibi hazreti ALLAHın sıfatlarınada uygun değildir düşünmek küfürdür iyi bilesin !...

Amentü’nün ihtiva ettiği altı şarta şeksiz ve şüphesiz inandık, iman ettik. Mutasavvıfinin beyan ettiği imanın şubelerini de zamana göre nefsimizde tatbikine gayret ediyor, asr-ı saadetteki bahtiyarların yaşantılarını örnek alarak zamanın zuhuratına göre yaşamaya çalışıyor ve yaşıyoruz, elhamdülillah. Hazret-i ALLAH kullarını ihya etmek için ne halk etmiş ise kıyamete kadar devam edecektir, rahmetini geri aldığı görülmemiştir. Nasibi olan, iradesini rıza-i Bari’ye uygun yaşayabilen Mevla’sını bulur.



Şunu kesinkes iyi bilesin ki, aklı din edinip nakle yaklaşmayanların kendi ürettikleri prensiplerle Kur’an’ın ve Hazret-i Resulullah’ın getirdiği şeriatı idrake ve yaşamaya müsait olmadıklarını, her devirde akılcı ve nakilcinin arasındaki farkı görmek mümkündür. İnsanlar emri ilahiyeye uygun say-i gayretleri ile cehaletten kurtuldukça görecekler ki, her devrin kendine özgü kemalatı ve cehaleti vardır. Kemalattan rahmet, cehaletten zulmet ve melanet çıkar.seçme hakkı kulun ilim ve iradesine bırakılmıştır seçmeyi bil !...



Manevi yaşantı ile ( Biz arza nice ayetler indirdik ) hitabının zuhuru daha açık görülecektir. ( Ey insan, bu arzı ben yarattım sen tanzim edeceksin ) hitab-ı ilahisi düşünce ve hareketlerimin ana kaynağı olarak, Rabbımın rahmeti ile, teknolojiye ve medeniyete, ALLAH’ın yasaklamadığı güzelliklere karşı hayran olduğum gibi, ALLAH’ın yarattığı her şeye, her güzelliğe karşı da hayranım. Kimseyi hakir görmeme duygusunun abd-i acizde Rabbımın rahmetinden zuhurunu görmekle Rabbıma hamd ederim. Kur’an-ı Azimü’ş-şan’daki zikir ayetlerini gördüğüm kadarı ile belirterek, anlamını bildiğim kadarı ile yazmaya çalışacağım.

Kütüb-i sittede mevcut zikrullah hakkındaki hadis-i şerifleri yazmak istediğim kitapçığa sığdırmak imkansız olup yalnız, Kur’an’daki ayetlerle yetinip, lüzumuna binaen Kur’an’a paralel olarak Peygamber Efendimizin mübarek sözlerini az da olsa yeri geldikçe belirtmekte faide umarak bu yönlü inananların duygularını nurlandıracak, iman zafiyetinden kurtulmaya çaba göstermeyenlere daha dikkatli olmalarını, “gayretullaha dokunurum” korkusunun çekingenliğini verebilirsem mutlu olurum!.

_________________
HU YA TABİB EL GULUP

YUSUF
Admin

Mesaj Sayısı : 248
puan : 10502
Kayıt tarihi : 21/04/10
Yaş : 26
Nerden : ANKARA

http://galibi.postalboard.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

ZİKRULLAHA, TASAVVUFA KARŞI YANLIŞ TUTUM

Mesaj  YUSUF Bir Perş. Mart 17, 2011 4:42 pm

ZİKRULLAHA, TASAVVUFA KARŞI YANLIŞ TUTUM

Zamanımızda gerçeklere, tarikat ve zikrullaha yapılan hakaret ve tahribatı Hazret-i Kur’an’a, göklerde ve yerdeki ayetlere gönül gözü ile bakıp göremiyorsa, gönül rahmetinden yoksun, ilm-i zahirle yetinmiş, kanun-ı ilahiyenin cümlesini aklı ve mantığıyla çözdüğünü zanneden, bu yönlü gerçeklere karşı çıkmaz da ne yapar ? Hele na-ehlin sermaye edindiği,gerçek dışı rehberini bulmuş , vazifesi olmayan, istismarcı ve çıkarcı kişilerin kucağına itilmiş, ne yaptığını bilemeyen, şaşırmış, şaşkınlığını aşk zanneden zavallı beni Adem!.. Hakikat fukaralarını yemi başkalarını saflarına çekmek için na-ehle malzeme olmuş...

Ama insaf et, bu ölçü gerçek ölçü değil. yaptığın tahribatın bu dünyada cezasını çektiğin gibi mahşerde elbet hesabını soracaklar veremeyeceksin . Hal ehlinin fitne çıkar korkusu ile sabırla beklemesi tertip ve tanzim-i ilahiye karşı haddini bilmesi iman kemalatı. ALLAH’ın verdiği vazifeyi yerine getirmede çeşitli engellerle karşılaştıklarını görüp bildiği halde, sabırla, manevi vazifelerini seve seve son nefesine kadar devam ettirebilen, ALLAH’ın taltifi ile hayran! Elçisinin manevi yakınlığı ile mesut, ( Her ne kılmışsa adalettir Cenab-ı Kibriya )’nın zevkine ermiş, ALLAH’ın gücü yanında aczini bilip, haddi aşmamaya çalışan beşer, vazifesini müdrik bahtiyar insan. ( Eğer padişahlar bu zevki bilseler idi bütün silahlarını kullanırlar, elimizden almak isterlerdi.) Cebirle rahmet alınmaz ; hele gönül hiç alınmaz ..

Dikkat!.. İnsanın hayvandan farklı kılan gönüldür. Gönül ise yaratanını bilmesi için yalnız beni Adem’e bahşedilmiş rahmettir. Aşk-ı ilahidir. Yaratılışın sırrıdır. Gönlün kemalata ermesi!.. tasavvuf ve yaratanının isimlerini kesir, nihayetsiz zikretmekle elde edilir!. Bu rahmet-i ilahiye nail olan sadık insan elbette diğer emr-i ilahilerin birbirinden ayrı olmadığını görüp yaşamaya çalışan ,hazreti insan.

Tasavvufun kolu olan tarikatta adab, usül : Dün yaşayan ehl-i tarika dünkü terbiye usulü ne idi ? Ne olması lazım ? Şer’i hükümlerde içtihat noksanlığından İslam’ı yeteri kadar anlatamadık. Anlattık zamana göre. İlme’l-yakıyn tahsil görmüş kişileri ayne’l-yakıyn, hakka’l-yakıyn gerçeğinden mahrum ettik. Dünya görüşü açısından mahrum bir ilmin kanun-ı ilahiyi bütün olarak yansıtmadığını bilemediğimizden yeterli olamadık.

Madde ilminden başka ilme sahip olmayıp o kadarla iktifa eden materyalistler dini; felsefede göstereceğinin zanları ile ibadet, taat ve hakikat yoksunu olduklarını ne kadar gizlemeye yeltenseler de ehl-i hakikat nazarında gizliyemediklerini bilemiyen beş duygunun kuru makinası haline gelmiş bilgeler!

ehl-i hal bilirler ki dinin felsefesi yoktur.felsefe beşeridir .din ilahidir . Din hazreti ALLAHın cümle kullarına bahşeylediği tertib-i ilahidir. ALLAH’ın kanunlarını inceleyerek ilave etmenin ve noksanlık aramanın kişinin aczinden ve bilgisizliğinden başka izahı yoktur. Felsefenin akışı beyinden kalbedir tasavvufun tariki ise kalbden beyinedir .ikisininde yolları ayrı ayrıdır öz olarak kalbden beyine giden yola ehli tarik denilmiştir...felsefeyi tanzim-i ilahi olan tasavvufla eş değer görmeyelim. Felsefe nefsin ürettiği, maddeden öte gidemeyen ilme’l-yakıyndır. Maddede her zerrede ALLAH’ın varlığının, tenezzülen fiili sıfatlarının zuhurunu hissetmektir.. müşterisi azda olsaTasavvuf, Manadır, dinin aslı ve özüdür. İhlas, takva, veradır..

Tasavvufsuz yaşamak mümkün değildir. Yalnız felsefe ile akılcı din ürettik. ALLAH’ın bütün kullarının hayrına ihsan ettiği emr-i ilahileri güya düzelterek, akılcı ve mantık ölçülerine göre din icat ettik. Bazen sıkıştık, koalisyon yaptık. Gerçeklere yeteri kadar hizmet ettiğini her iki taraf da iddia edemez. Her ikisinin müşterek mahsulü zamanımızda bütün çıplaklığıyla arz-ı endam ediyor. Küfrün perişanlığını çeken insanlar hakikati arıyorlar.

Türk milleti daha çok gerçekleri arıyor. Akılcı din olmadığının, aklın ölçüsünün cüz’i, esas olanın nakil olduğunun, dinin her yönünü aklın ölçemeyeceğinin bilincinde olan toplumlar düşmanlıktan başka bir şey getirmeyen, din-i İslam’a mal edilen hurafe ve bidatlardan kurtularak islamiyeti dünyaya bariz gösterecektir, inşallah.

_________________
HU YA TABİB EL GULUP

YUSUF
Admin

Mesaj Sayısı : 248
puan : 10502
Kayıt tarihi : 21/04/10
Yaş : 26
Nerden : ANKARA

http://galibi.postalboard.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

ALLAH’IN MESCİTLERİNDE ALLAH’IN ZİKRİNİ MEN EDEN ZALIM

Mesaj  YUSUF Bir Perş. Mart 17, 2011 4:43 pm



ALLAH’ın mescitlerinde ALLAH’ın adının zikredilmesine engel olan ve onların harap olmasına çalışandan daha zalim kim vardır !.. Aslında bunların oralara ancak korkarak girmeleri gerekir. Bunlar için dünyada bir rezillik, ahirette büyük bir azap vardır. ( Bakara Suresi, 114 ).

Anlamı açık bu ayet-i celilenin bilmem tefsire ihtiyacı var mı ? Açık seçik beyan edilmişken, zikrullahın aleyhinde beyanlarda bulunarak önlemler alan bilge kişiler için başka sıfat ve isim düşünebiliyor musun ? ALLAH’ın kullarını ihya etmek için lutfettiği zikrullahdan kullarını mahrum etmek.. İlim adına tahrip ve harap etmeye gayret edenlere verilen sıfat zulmeden anlamında zalim sıfatını nasıl anlıyorlar ? İmanlı ve şeriat-ı Muhammediye’ye bağlı olup da ALLAHU TEALA Hazretlerinin isminin anılmasına teşvik edecekken aksinezikrullaha cephe almak... Ehl-i zikrin zevkini ve halini bilmediği halde düzeltiyorum zannı ile ALLAH’ın emrine muhalefetin başka izahı var mı ?

Bu abd-i aciz şunu gördüm, kesinlikle şahit oldum : İlme’l-yakıynın verdiği meyveyi ayne’l-yakin, hakka’l-yakinda aramayıp da madde aleminde aramak keçi boynuzundan bal yemeye benzer. Nasreddin Hocaya sordular : Niçin keçi boynuzu yemiyorsun ? Cevaben buyurdu ki : Bir dirhem bal için bir çeki odun çiğneyemem. İşte veraset yolu ile gelen eme-i ilahileri diraset yolu ile yani akıl ve mantık yolu ile halledeceğim iddiasına kalkışanlar kendi gibi düşünenler tarafından makbul gibi görülse de akıbet hakikat yanında iflasa dönüktür. Kevn madde alemidir. Akıl ölçüde pek zorlanmaz. Vahiy yolu ile gelen emr-i ilahileri ölçmek aklın işi değildir. Ziya Paşa şöyle der :

İdrak-i meali bu küçük akla gerekmez,
Zira bu terazi bu kadar sıkleti çekmez.

Bu veciz kelam tecelliyat-ı ilahi karşısında beşerin aczini bir nebze de olsa ne güzel ifade ediyor. Onların o türlü meclislerden nasipsiz oldukları için korkarak girmeleri icap ederken, hala bilgisizce zikrullaha karşı tutum ve düşmanlıkları nereye kadar varacak? Ayet-i kerimenin bariz şekilde zuhur ettiğini tevil ve tefsire lüzum olmadığını ne zaman anlayacaklar, hakikate yönelecekler ?..

_________________
HU YA TABİB EL GULUP

YUSUF
Admin

Mesaj Sayısı : 248
puan : 10502
Kayıt tarihi : 21/04/10
Yaş : 26
Nerden : ANKARA

http://galibi.postalboard.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

HAZRET-İ ALİ ( R.A. )’IN VECİZ BEYANLARI

Mesaj  YUSUF Bir Perş. Mart 17, 2011 4:43 pm



Hazret-i Ali ( kerremallahu vechehu ) buyurdular ki : Bir zaman gelir ki, İslamiyyetin ancak ismi kalır. Yalnız adı müslüman ismidir. Başkaca hiç bir ibadet ve taat bilmez. Kur’an’ın da resmi kalır. Manasını bilen ve amel eden kalmaz. Mescitleri tamir ederler. İçinde zikrullah yapılmadığından manen haraptır. İşte o zaman ehlinin şerlileri zamanın ulemasıdır. Fitne bunlardan çıkar. Gene fitne bunlara döner.

Yukarıda geçen ayet-i kerimeyi yansıttığı için yazmadan geçemedim. İsmail Hakkı Hazretleri : “ALLAH’ım bize zikr-i kesir nasip eyle. Küçük ve büyük günahlardan koru.” diye dua etmiştir. Deniyor ki : Mü’minin üç kalası vardır : Birincisi mescit, ikincisi zikrullah ve üçüncüsü Kur’an okumaktır. Mü’min bu üçünden birini yaptığı müddetçe şeytandan korunur. Kal’ada mahfuz kalır.

Kesinkes bilelim ki, veraset yolu ile gelen zikrullah, ibadet ve taat, rahmet, mağfiret.. Mota mot kalıplaşmış yani basmakalıp gösterilmek istenen, hakikatte maddeden öte gidemeyen, madde aleminde zuhuru görülen tecelliyat mana aleminin fer-i ilme’l-yakıyni durumundadır. Ayne’l-yakın ve hakka’l-yakın.. Kula nasip olması rahmet-i ilahi olan ve kişinin say-i gayretinde görülen, ihlasla yapılan ibadet ve taatların dünya yaşantısında dahi meyvesini görmek mümkündür. Manevi rehberlerimiz Peygamber efendilerimizle ALLAH’ın kullarına bahşettiği mekarim-i ahlak, ahlak-ı hamide bu türlü rahmet-i ilahiye nail olmak için tertib-i ilahidir. Cüz’i iraden manevi kazanca müsait kılınmış.. Havf u reca üzere ol. İmanın şartı olan Amentü’yü her hal u karda ehli zakir kulların şahsiyetlerinde bariz görmek mümkündür.

Bu türlü rehber insanların diplomaları ALLAH tarafından lutfedilmiş olup zuhuru mana ve zikrullahdır. Hazret-i ALLAH bu toplumların harap edilmemesini emrediyor. Maalesef kevni hakikatlerden öte gitmeyen felsefeci ilim sahipleri alimler gerçekleri Kur’an’da bariz görseler de kabul etmeleri akılcı dinlerine ters düşer. Kendilerini haklı görmek için bazı yeterli bilgileri olmayan, iradeden başka bir şeyi düşünemeyen, mürşidine yeteri kadar manevi yakınlık duymayıp küfürle iman arasında bocalayan ehl-i tarik onlar için bulunmaz malzemedir. Bu mevzuda yanlış yaptıklarını yeri geldikçe anlatmaya çalışacağım, inşallah.

_________________
HU YA TABİB EL GULUP

YUSUF
Admin

Mesaj Sayısı : 248
puan : 10502
Kayıt tarihi : 21/04/10
Yaş : 26
Nerden : ANKARA

http://galibi.postalboard.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

BENİ ZİKREDİN Kİ BEN DE SİZİ ZİKREDEYİM

Mesaj  YUSUF Bir Perş. Mart 17, 2011 4:43 pm



Öyle ise siz beni zikredin ki, ben de sizi zikredeyim. Bana şükredin, sakın bana nankörlük etmeyin. ( Bakara Suresi, 152 ).

Vahiy melaikesi Cebrail ( aleyhisselam ) Peygamberimiz Efendimize tebliğ eyledi : “Ya Muhammed, Hazret-i ALLAH yalnız senin ümmetine bu rahmetini ihsan etti.” ALLAH vaadinden dönmez. Bu hitab-ı ilahiyi unutma. Biz acizlere merhamet-i ilahi sonsuz rahmetinin zikrullah olduğunu beyan ediyor. Ehline malum. Onlar bu türlü rahmet-i ilahileri ALLAH’ın lutfettiği hikmet-i ilahiyi bilerek mutmain olurlar. Taklidi imanı tahkike dönüştüremeyenler bu türlü rahmet-i ilahiden mahrumdurlar.

Hac zamanı ticaret yapmakta bir günah yoktur. Arafat’taki vakfeden ayrılıp akın ettiğinizde meş’ar-i Harem'de zikir ile ALLAH’I anın. ALLAH’ın size gösterdiği şekilde zikredin. Onun göstermesinden önce yanlış gidenlerden idiysenizde.. ( Bakara Suresi, 198 ).

Hac için niyet edip vazifesini yapmasına engel olmayan ticaretler için bir günah olmadığını beyanla, meş’ar-i Harem'de zikir ile ALLAH’ı size gösterildiği şekilde zikredin. Onun göstermesinden önce yaptığınız yanlış zikirlerinizde bilmediğinizden dolayı mazursunuz. Bütün alem bir nizam üzere kurulmuştur. Demirci dahi kızgın demire çekici vurur iken rasgele vurmaz. “Üstatsız sanat haramdır” denildi.

_________________
HU YA TABİB EL GULUP

YUSUF
Admin

Mesaj Sayısı : 248
puan : 10502
Kayıt tarihi : 21/04/10
Yaş : 26
Nerden : ANKARA

http://galibi.postalboard.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

ZİKR-İ CELİ, ŞEDİT ZİKREDİN

Mesaj  YUSUF Bir Perş. Mart 17, 2011 4:44 pm

ZİKR-İ CELİ, ŞEDİT ZİKREDİN

Hac menasikinizi bitirince atalarınızı andığınız gibi, hatta daha kuvvetli bir zikirle ALLAH’ı zikredin. O insanlardan öyleleri var ki, “bize dünyada ver” derler. Böyle isteyenlerin ahirette nasibi yoktur. ( Bakara Suresi, 200 )

Bu ayet-i celilede Hazret-i ALLAH buyuruyor ki : Kulum, senin şahsında ihsan eylediğim rahmetimi görde . Zatımı kesir zikret. Çok çok anlam taşıyan bu mevzuda kesirin ölçüsü olmayıp, Kur’an’ın çok yerlerinde “zikren kesira” buyurur Hazret-i ALLAH, işte bu ayet-i celilede. Gaza meydanlarında hasmınızı sindirmek için şecerenizi, kim olduğunuzu yüksek sesle karşı hasmına olanca gücünle haykırman hasmının moralini bozar. Psikolojik olarak az da olsa cesaretini kırar. Eskiden gaza meydanlarında harp taktiği düşmanı sindirmekle başlardı. Şimdi de gene korkutmak var. Soğuk harp dedikleri. Fakat taktiklerin şekilleri başka başka. Hazret-i ALLAH buyuruyor ki, “işte o şecerenizi bağırmakla anlattığınızdan daha yüksek bir sesle ALLAH’ı zikredin.

Menasik-i hacda sadık kullarıma bahşettiğim rahmetlerimi kulum senin şahsında da ihsan ettim. Bu rahmetimi gör. Zatımı şedit, bütün gücünle zikret. “Yüksek sesle ALLAH dersen kafir olursun” diyen, bilgin geçinenler, merak ediyoruz, bu ayet-i celiyleye mutlaka bir kılıf uyduracaklar, amma nasıl bir kılıf ?!..

Zekerriya : Rabbim ! (Oğlum olacağına dair) bana bir alamet göster, dedi. ALLAH buyurdu ki : Senin için alamet, insanlara üç gün işaretten başka söz söylememendir. Ayrıca Rabbını çok zikret sabah akşam tesbih et. ( Alü İmran Suresi, 41 ). Vehuve ala külli şey’in kadir ( ALLAH c.c. her şeylere kadirdir ).

Beşerin alışa geldiği ölçüler dışında harikulade hallerin peygamber efendilerimizde zuhuru, görülmesi unutulmasın diye ayrıca rahmettir. Her türlü rahmet-i ilahiye karşılık kullarından istediği ve emrettiği zatını zikretmesi sabah ve akşam bazı ehl-i tasavvuf bu ayet-i kerimeyi esas alarak günlük virtlerini sabah ve akşam olarak talim buyurmuşlardır .

_________________
HU YA TABİB EL GULUP

YUSUF
Admin

Mesaj Sayısı : 248
puan : 10502
Kayıt tarihi : 21/04/10
Yaş : 26
Nerden : ANKARA

http://galibi.postalboard.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

KADİRİ, RUFAİ TARİKINDAN GALİBİLİĞİN VERİLMESİ

Mesaj  YUSUF Bir Perş. Mart 17, 2011 4:44 pm



Dergahımız Kadiri ve Rufai iken ALLAH’ın rahmeti iki nurun tecellisi olarak lutfedilen “Galibilik” koluyla bahşedilen zamana göre, hakikatlerin dışına çıkmadan, lüzumuna binaen virdimizi yirmi dört saatte bir defa olarak, mühim anlarda kaldığımız yeri unutmamak şartı ile müsait olduğu zaman gecenin nısfına yani yarısına kadar bitirmemiz lazımdır.

Cennet-mekan Hacı Mustafa Yardımedici Efendimiz hayatta iken de virdimiz aynı idi. Gece yarısı ehl-i tasavvufa göre güneşin batışı ile doğuşu ortasıdır. Gece yarısından sonra o günün vird kapısı açılmıştır. Daha evvelki günün virdi bitmiştir. Bu türlü ölçüler peygamber efendilerimize ve varislerine verilen rahmet-i ilahiden gayrı düşünülemez. Felsefecinin ve akılcı dincilerin bu rahmet-i ilahi bilgilerinin dışında olduğundan nasipsizgibi dirler.hazreti ALLAHcümle kullarına zikrullahı nasib etsin sevdirsin inşaALLAH!...

Yine onlar ki, bir kötülük yaptıklarında ya da bizzat kendilerine zulmettiklerinde ALLAH’ı zikrederler, derhal günahlarından dolayı hemen tövbe istiğfar ederler. Zaten günahları ALLAH’tan başka kim bağışlayabilir ki ?. Bir de onlar işledikleri kötülüklerde bile bile ısrar etmezler. ( Alü İmran Suresi, 135 ).

Hazret-i ALLAH : Rahmetimi idrak ettiğin zaman beni zikredin, nefsinizden zuhur eden günahları gördüğünüz zamanda beni zikredin, tövbe istiğfar edin” buyuruyor. Mevlid-i Nebevi’ye başlarken dahi merhum Süleyman Çelebi’nin :

ALLAH adın zikredelim evvela.

diye başlaması gibi. Hazret-i Resul-i Ekrem ( sallallahu aleyhi vesellem ) Efendimizin buyurduğu : ALLAH’tan bir şey isteyeceğinizde salevat getirerek isteyiniz. Sonunda yine salevat getiriniz. İki salevat arasında dua ret olmaz. Çünkü Hazret-i ALLAH'ın Kur’an-ı Azimü’ş-şan’da “salevat getiriniz” diye emri vardır. O bakımdan zikrullah da emr-i ilahidir. Zikrullah ile yapılan dua ret olunmaz. Bunları da bilmek ehl-i imana göredir.

İmansızlar ancak ALLAH’tan korkmayıp istismara giderek sihirbazlık yaparlar. Hazret-i ALLAH niçin bu türlü duaları kabul ediyor ? diye hemen hatıra gelir. Hazret-i ALLAH buyuruyor : Biz onların iplerini uzatırız. Bu türlü imkanlarını genişletiriz, azabımızı iyi tatsınlar diye. Onun için : Ey adem ! Haddini bil. İnsan olmak için Rabbına muhalefet etmeyesin. Delilsiz, rehbersiz bir yere gidilmez. Dünya böyledir ; mana da böyledir. Tertib-i tanzim-i ilahidir. Sakın bu yolun sahtelerini ölçü almayasın. Bunu ölçmek için Rabbımız her kuluna cüz’i irade vermiş. Cüz’i iraden yetmedi ise, hayatta iken Peygamber Efendimize, hayatta değilse varisü’n-Nebiye sor. Bilmiyorsan varisü’n-Nebi'yi, dua ve zikrullah ile Hazret-i ALLAH’a sor.

Dünya hiç bir zaman bu türlü rahmetten mahrum değildir. “Bu zamanda yok” olamaz. Diyen kişi ALLAH’ı yeteri kadar tanımayıp ona zulmü uygun gören, madde aleminden başka nasip alamamış, ilme’l-yakından öte bilgiye sahip olmayan akılcı dincilerdir. inandıkları ilmi samimiyyetle kabre götüre bilirlerse sonsuz rahmet-i ilahiyeden nasiplerini alacaklarından şüphe etmesinler denildi.

Nakilci ilme sahip olanlarla da kendilerini ind-i ilahide eşit görmesinler. Zira bu türlü görüş gerçeklerle bağdaşmaz. ALLAH cümlesini hakıykate erdirsin inşallah.( Emanet ehline verilmediği zaman siz kıyameti bekleyiniz) Bu tebliğ maddede olduğu gibi esas mana için belirtilmiştir. Ehl-i iman gerçeği her zaman aramış ve bulmuştur.

Tasavvuf ve tarikatın zuhuru budur. Küllü rahmettir. Tasavvufsuz semavi din olmaz. Tarikat tasavvufun kollarıdır ; fıkhın kollarının mezhepler olduğu gibi. Din ahlak ve güzelliktir. Çirkinlikler din değildir. Peygamber efendilerimizin bizlere tebliğ ettiği emr-i ilahiler öz olarak mekarim-i ahlaktır. Dini olmayanda mekarim-i ahlak olamaz. Varmış gibi görünse de satıhdadır. İçe yansımaz . Yani manasına hulul edemez.hemcinsine ve Dinin manasına tecavüz ve tahrip umumiyetle bu türlü simalarda görülür.

Yukarıda geçen ayet-i kerimede “zikrullah ile tövbe istiğfar ediniz” beyanındaki rumuzu iyi anla da zikrullaha karşı çıkma. “Karşı değilim” diyorsun amma Kur’an-ı Azimü’ş-şan’da ALLAH’ın beyanına, aşığın aşkına, zakirin zikir zevkini bilmeden ters düşüyorsun. Dikkat et!.. Tekrar edeceğim: Akılcılık prensibinle bu türlü rahmet-i ilahiyi ölçmek aklın gücü dışındadır. Onlar ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken ( her vakit ) ALLAH’ı hatırlayıp zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler ( ve şöyle derler ) : Rabbımız, sen bunu boşa yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi cehennem azabından koru. ( Alü İmran Suresi, 191 ).

_________________
HU YA TABİB EL GULUP

YUSUF
Admin

Mesaj Sayısı : 248
puan : 10502
Kayıt tarihi : 21/04/10
Yaş : 26
Nerden : ANKARA

http://galibi.postalboard.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

"BU ZAMANDA MÜRŞİT YOKTUR" DEMEK KÜFÜRDÜR

Mesaj  YUSUF Bir Perş. Mart 17, 2011 4:45 pm



Zikrullahı icra etmemek için Hazret-i ALLAH hiç bahane kabul etmiyor. “Kulum beni zikret, kesir zikret. Nasıl bir şekilde olsan da zikretmeye mani hiç bir hadise yaratmadım. Ayakta zikret, oturarak zikret, yan üzeri yatarak da zikret. Dikkat en güzel edepli yatış sağ yanına yatıştır. Duygusuz olma. Tefekkürle zikret. Bariz, açık olan tecelliyat-ı ilahiden nasip alamıyorsan göklerin ve yerin yaratılışı hakkında bak ve düşün. O kuvveti, kudret-i ilahiyi kabiliyetin nispetinde tefekkür ettiğin ve Yüce Varlığın karşısında imanın nispetinde aczini bilmen seni zikr-i ilahi rahmetine nasipli kılar. Men arefe nefsehu fe-kad arefe Rabbehu ( Nefsini bilen Rabbını bilir ) hitabını, nefsin terbiyesini hayatı boyunca kendisine vazife edinen adem insanlığa namzettir.

O anlamıştır ki, adem terbiyeye muhtaç yaratılmıştır. Peygamber efendilerimiz de mekarim-i ahlakı anlatmak ve öğretmek için ALLAH’ın rahmeti olarak gönderilmiş. Peygamberimiz Efendimiz de; “Ben mekarim-i ahlakı tamamlamak için gönderildim” buyurdular. Hiç bir zaman dünyayı boş bırakmamış adil-i mutlak olan Rabbımız. Peygamber efendilerimiz zamanında, gerekse sonra ALLAH’ın bu türlü rahmetini ihsan ettiğini her an müşahede etmek mümkündür.

Varisü’n-Nebi olan evliyasını kullarına her devirde ihsan eyleyip cümle kullarını mahrum etmeyen Rabbımız rahmeti ve merhameti ile bu türlü rahmetini mevcut kılmıştır. Her hangi bir zamanı kastederek “bu zamanda mürşit yoktur” demek küfürdür. Rabbına zulmü reva gördüğünden bu türlü bilgisizliğini şahide ihtiyaç duymadan kanıtlamış olur.

Namazı bitirince de, ayakta otururken ve yanınız üzerinde yatarken (daima) ALLAH’ı zikredin. Huzura kavuşunca da namazı dosdoğru kılın. Çünkü namaz mü’minin üzerine vakitleri belli bir fazdır. ( Nisa Suresi, 103 )

Bu ayet-i kerimede zikrullahı ayrı, namazı ayrıca beyan ediyor. Mü’minler üzerine namazın farz olduğunu ve namazın vaktinde kılınmasının emr-i ilahi olduğunu, ALLAH’ı zikreden mü’min kullarının huzura kavuşacağını ve namazı da dosdoğru ancak bu kullarının kılacağını biz acizlere bildiriyor. Hazret-i ALLAH Hucurat Suresi’nde ( ayet 16 ) buyurur ki : Habibim, o bedevilere söyle : İman ettik demesinler, İslam’a girdik, desinler.” Kul “la ilahe illallah” der İslam’a girer. Peygamber efendilerimiz vasıtası ile kullarına verilen yetki bu kadar. Her ne kadar beni Adem’in tutumu ve hareketleri imanlı yahut imansız olduğunun tablosunu gösterse de, netice ALLAH’ın ilminde malum olup, beşerin aczi bu türlü ölçülere müsait yaratılmamış.

“ALLAH’tan başka ilah yoktur, illa ALLAH vardır” diyorsa beşer ölçüsüne göre müslimdir. Manasını yaşıyorsa ALLAH’ın mü’min isminin tecelli ettiği bahtiyar mü’mindir. İman sahibi imanın kemalatı emr-i ilahilerin zuhur ve tecellisini gayr-i ihtiyari nefsinde zuhurunu müşahede ettiği gibi başka kişilerin de görmelerini engelleyemez. Bu türlü insanın hayatı örnektir. O makbul şahıs için bu halinde riya düşünülemez.

Bu ayet-i kerimenin anlamına göre namaz, oruç, hac ve zekat İslam’ın şartı olmayıp, imanın neşv ü nema bulduğu mü’minlerde tecelliyatı görülen sonsuz rahmet-i ilahinin kul üzerinde bariz tecellisidir. Emr-i ilahi umumi ise de büluğa ermemiş çocuklar ve İslam’a yeni girmiş kişilerde öğrenme toleransını unutmamalıyız. ALLAH’ın emri olduğu da hafife alınmamalı. Şu emr-i ilahiyi hafızamıza işleyelim : “Zikrullah sizleri huzura kavuşturacaktır. O hal zuhur ettiği zaman namazı dosdoğru kılacaksınız” işareti ile zikrullahın faziletini beyan ediyor Hazret-i ALLAH c.c.

_________________
HU YA TABİB EL GULUP

YUSUF
Admin

Mesaj Sayısı : 248
puan : 10502
Kayıt tarihi : 21/04/10
Yaş : 26
Nerden : ANKARA

http://galibi.postalboard.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

MÜNAFIKLAR ALLAH’I ZİKRETMEZLER, YAD ETMEZLER

Mesaj  YUSUF Bir Perş. Mart 17, 2011 4:46 pm



Münafıklar ALLAH’ı zikredemezler, yad eylemezler. Zikretseler de pek az ederler ki, o da ağızlarındandır. ( Nisa Suresi, 142 )

Zikrullahın aleyhinde ahkam kesip ALLAH’ın zikrinden kullarını mahrum eden mana yoksunu bilge kişinin hallerini beyanla Hazret-i ALLAH bu kulluklarının vasıflarını nasıl izah ediyor... Onlar zikreden bir topluluk gördükleri zaman oradan kaçarlar.

O zikir toplumunun içinde hasbelbeşer bulunsalar da angarya kabilinden zikrullah dudaklarından öte gitmediği gibi, sesleri de çıkmaz ve cemaatlerde ALLAH’ı yad etmezler, Cenab-ı Hak'tan hiç bahsetmezler. Bu türlü insanların şerrinden ehl-i zikir olarak Rabbıma sığınırız.

Şeytan içki ve kumar yolu ile ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi ALLAH’ı zikretmekten ve namazdan alıkoymak ister. Artık vaz geçtiniz değil mi? ( Maide Suresi, 91 )

Bu ayet içki ve kumarı yasaklayan üç ayetin sonuncusudur ve kesinlik ifade eder. Dünyamızı ve ahiretimizi ihya etmek için türlü rahmetiyle biz aciz fakat inanan kullarına hayrı ve şerri bildiren Rabbıma sonsuz hamd olsun. Kişinin dünyasını ve geleceğini karartan, kötülüklerin anası olan içki ve kumarı büyük günah sayarak, zararının büyük olduğunu, “zira ALLAH’ı zikretmekten ve namazı da dosdoğru kılmaktan alıkoymak ister” buyurması ile kullarının aczini ne güzel ifade ederek bu türlü tehlikelerden sakınmamızı emrediyor.

İrademizi kanun-ı ilahiye göre tertip ve tanzim yetkisini istisnasız bütün kullarına bahşetmiş ve kullarının aczine göre "illa rahmetimden istifade etsinler" anlamında rahmetini gazabının üstünde tutmuş, Maide Suresi, ayet 91’de bildirmesiyle bizleri zikrullahtan ve namaz kılmaktan alıkoyan günahlardan sakınmamızı hassaten emrediyor.

Rabbıma tazarru ve niyaz ediyor, bütün gücümüzle yalvarıyoruz. Biz aciz kullarını zikrullahın ve namazın zevkinden mahrum eyleyen büyük ve küçük günahlardan bizleri yoktan var eden Rabbıma sığınırız ...

_________________
HU YA TABİB EL GULUP

YUSUF
Admin

Mesaj Sayısı : 248
puan : 10502
Kayıt tarihi : 21/04/10
Yaş : 26
Nerden : ANKARA

http://galibi.postalboard.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

RABLARININ CEMALİNİ İSTEYEREK SABAH AKŞAM ZİKREDENLERİ YANINDAN KOVAYIM DEME

Mesaj  YUSUF Bir Perş. Mart 17, 2011 4:46 pm




Ve öyle, Rablarının cemalini isteyerek, sabah ve akşam ona dua edenleri ve zikir edenleri yanından kovayım deme. Sana onların hesabından bir şey yok. Senin hesabından da onlara bir şey yok ki, biçareleri kovup da zalimlerden olacaksın. ( En’am Suresi, 52 ).

Resul-i Ekrem ( s.a.v. ) Efendimiz Cenab-ı Hakk’ı zikreden bir topluma uğradı. Buyurdu ki : “Ey zikreden cemaat, sizler bir cemaatsiniz ki, Cenab-ı Hak : Sabah akşam beni zikreden kimselerle sen de otur, nefsinin onlarla beraber olmasında sabret, ayet-i kerimesini sizin sebebinizle inzal buyurdu, diye o cemaati taltif etmiştir.

Hazret-i Resulullah ( s.a.v. ) Efendimize müracaat ederek, nakli yeteri kadar kabullenemeyip aklın dini tertiplerinin etkisinden kurtulamayan ashabın bazıları “İbn Reveha çok zikir meclisi kuruyor, ashabı toplayıp zikir yaptırıyor” diye şikayet ettiler. Hazret-i Resulullah ( s.a.v. ) Efendimiz : ALLAH İbn Revaha'ya rahmeti ile muamele etsin. Çünkü ALLAH’ın meleklerine karşı övündüğü zikir meclisini seviyor” buyurdu.

Tevhit dininin özünü idrak edemeyip aklın ölçüsünden başka ölçü kabul edemeyenler zamanımızda hayli çok olduğu gibi asr-ı saadette de mevcutları küçümsenmeyecek kadar çoktu. ALLAH’ın emirlerini harfiyyen yaşamaya çalışıp ALLAH’ın elçisinin gösterdiği yoldan sapmamaya çalışan bahtiyarlar da şeriat-ı Muhammediyeyi yaşadıkları gibi başkalarına da ikaz ve irşatta örnek idiler.

Bazıları da her ne kadar tevhit dinini kabul ettilerse de beşerin ürettiği nefsani dinlerini tamamı ile terk edemediler. Çünkü nefsani din semavi dinden nefsin hazzına daha daha uygun olduğundan nefsani din nefse daha caziptir. Hayvani şubelerinden geçemeyen ademde, amentü’ye yani imanın esası olan altı şartına inanmayan şahıslarda nefsin ürettiği din daha etkileyici olduğundan batıl inançlarında ehl-i zikri ehl-i hakiykatı dışlamalarının tarih boyu devam ettiğini din adına müşahede etmek mümkündür.

Ve dini tedrisatlarda zamanla materyalist inançlara hitap edecek kalıplara yerleştirilmiş hakikatler felsefeye dönüştürülmek isteği ile nakle itibar edilmeyip akıl ön plana çıkmış, nakle itibar protokolde kalmış, ( o müttekıy kullarım gayba iman ederler )bakara suresi 3 hitab-ı ilahisini nefsani prensiplerine uygun görmemişlerdir. Bazıları da yalnız iradeden başka ilim ve talebi kabul etmeyen tasavvuf ehli dahi hurafe ve bidatten kurtulamamış, taraf-ı etrafına kötü örnek olmuştur.

ALLAH’a olan inancını yalnız duyduğu ve işittiği gibi samimiyetini koruyabilenlerin belirli şahsiyetlerden öğrendikleri kadarıyla samimi olanların rahmet-i ilahiden nasipli olduklarının, mahrum olmadıklarının her an görülmesi mümkündür. Rahmet-i ilahidir. Şurasını kesinkes hatırdan çıkarmayalım : Ehl-i hal yer yüzünde her zaman mevcut olup “arayan Mevla'sını bulur” kelamı anlamsız değildir. Bakara Suresinin hemen 3. Ve 4. ayetlerini bilgilerinize arz ederim : O müttekıy kullarım gayba iman ederler, namaz kılarlar, kendilerine verdiğimiz mallardan zekat verirler. Yine onlar sana indirilenlere, senden önce indirilenlere ve ahiret gününe iman ederler. ( Bakara Suresi 3,4 ).

ALLAH’ın kadrini hakkıyla taktir etmediler. Çünkü “ALLAH hiç bir beşere bir şey indirmedi” dediler. De ki : Öyle ise Musa’nın insanlara bir nur ve hidayet olarak getirdiği ve sizin de parça parça kağıtlar haline koyup açıkladığınız, çoğunu gizlediğiniz o kitabı kim indirdi ? Sizin de, atalarınızın da bilemediğiniz şeyler size öğretilmiştir. ( Ya Muhammed : ) Sen ALLAH de, sonra onları bırak, daldıkları bataklıkta oynaya dursunlar. ( En’am Suresi, 91 )

Habibim, sen ALLAH’ı zikret, “ALLAH” de. Kul sıkıştığı, aciz kaldığı zaman, beşeri gücü bittiği yerde tazarru ve niyaz kasti ile “ALLAH” der.

_________________
HU YA TABİB EL GULUP

YUSUF
Admin

Mesaj Sayısı : 248
puan : 10502
Kayıt tarihi : 21/04/10
Yaş : 26
Nerden : ANKARA

http://galibi.postalboard.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

ÜZERİNE ALLAH’IN ADI ZİKREDİLMEDEN KESİLEN HAYVANIN ETİNDEN YEMEYİN.

Mesaj  YUSUF Bir Perş. Mart 17, 2011 4:47 pm



Üzerine ALLAH’ın adı zikredilmeden kesilen hayvanlardan yemeyin. Kuşkusuz bu büyük günahtır. Gerçekten şeytanlar evliyalarına sizinle mücadele etmeleri için telkinde bulunurlar. Eğer onlara uyarsanız şüphesiz siz de ALLAH’a ortak koşanlar olursunuz. ( En’am Suresi, 121 )

ALLAH’ın ismi zikredilmeden kesilen hayvanların etinden yenilmesinin haram olduğunu beyanla, şeytan evliyalarının sizinle mücadelesi zikrullahtan sizi uzaklaştırmakla başlar. İlk anda bariz zararı görülmese de netice hüsrandır. İster istemez o da ALLAH’a ortak koşanlardan olur. Umursanmayan küçük günahlar zaman zaman büyük günaha dönüşür. İnsan her türlü gelişmeye müsaittir. Nefse fırsat vermemeli.

En güzel isimler ALLAH’ındır ( esmaü’l-hüsna ). O halde ona o güzel isimlerle dua edin.

Onun isimleri hakkında eğri yola gidenleri bırakın. Onlar yapmakta olduklarının cezasına çarptırılacaklardır. ( el-A’raf Suresi, 180 )

Esmaü’l-hüsna ALLAH’ın isimleri, Cenab-ı Hakk’ın güzel isim ve sıfatlarıdır. Şu an içinde bulunmakla dünyada şerefli ve efdal-i mahluk olan insan ALLAH’ın rahmetinin tecellisi olan esma ve isimlerinin zuhurunun mahsulüdür. Bütün alem, mahlukat, cemadat ve felekiyyat ki cem’inin çekirdeği insan olmaya namzet beni Adem’dir. Ve kül olarak Cenab-ı Hakk’ın “Hakim” ismine ve “mürebbi” sıfatının zuhuruna senin ruhi ve nefsani yönünün ne kadar muhtaç ve elzem olduğunu bilebilseydin ! Dikkat edersen anlarsın. Bir zatın varis, bais isimlerine “Baki”, “Kerim”, “Muhyi” ve “Muhsin” ünvanlarına ruhunun neşv ü neması bakımından muhtaçsın.

ALLAH’ın merhameti olarak lutfettiği elçilerini ve varislerini inkara cüret ettikleri gibi, “bu zamanda böyle şeyler olmaz” diye ALLAH’a zulüm isnat edercesine küfre gitmezlerdi. Rahmet sıfatlarının tecellisi hiç bir zamanla sınırlı olmayıp, her an mevcut olup rahmettir. “Siz asrı tan etmeyin” zamanı suçlamayın, ilmi müsait olmayan kişiler yaptıkları hataları başkalarına yüklemekten ferahladığını zannederler : Cehalettir.

Müttekıylere şeytandan bir tahrik gelirse ALLAH’ı zikrederler de derhal basiret sahibi olurlar, şeytanın tahrikini defederler. ( A‘raf Suresi, 201 )

ALLAH’ın ittika sahibi mütteki kulları gayba iman edenlere verilen sıfat ihlas, takva,vera sıfatı ile taltif görenler, şeytandan bir tahrik gelirse ALLAH’ı zikrederek şeytanın hilesinden kurtulurlar. Çünkü onlar basiret sahibidirler. Şöyle ki, avamın görüşünün daha fevkinde görüş sahibidirler. İttika sahibi, müttekıylerin görüşleri na-mütenahi değildir.Amma hayrını şerrini idrak edecek kadar lutfedilmiştir.(Bu dünyada a’ma, ahirette a’ma ).

_________________
HU YA TABİB EL GULUP

YUSUF
Admin

Mesaj Sayısı : 248
puan : 10502
Kayıt tarihi : 21/04/10
Yaş : 26
Nerden : ANKARA

http://galibi.postalboard.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

TASAVVUFİ MÜRACAAT ( RABITA )

Mesaj  YUSUF Bir Perş. Mart 17, 2011 4:49 pm



“Bu dünyada a’ma, ahirette a’ma” ayetini idrak etmiş bahtiyarlar... Onlar şeytandan tahrik geldiği zaman kendi iradeleri ile izale edemezlerse ALLAH’ı zikrederek, aczini itiraf ederek ( rabıta ) yaparlar. ALLAH’a iltica ederler. Zati sıfatı olan “muhalefetün li’l-havadis” ( yarattığı hiç bir şeye benzemeyen ) Rabbını bir şekilde tahayyül etmeden rabıta edemeyeceğinden rahmet-i ilahi olarak kuluna ferahlık ihsan etmiş. Şeriatıyla yükümlü olduğu ALLAH’ın elçisi Peygamber Efendimiz ahirete yürümüşse hayatta olan varisini ALLAH’a müracaat etmesi için Resul-i Ekrem ve Nebiyy-i muhterem ( s.a.v. ) Efendimizin talimi üzere rabıta yapar.

ALLAH’a müracaat kastı ile şeriatına tabi olduğu Peygamber Efendisinin suretini tahayyül ederek o sureti tahayyül edemiyorsa, veraset taşıyan mürşidini bir an müracaat kasti ile düşünmesi. Ne için rabıta etti ise rahmet-i ilahinin bu yönde hemen zuhurunu zevkle görecek. Ve mutmain olmaması ehl-i aşk için düşünülemez.

Samimiyetle yapılan rabıta ret olunmaz. Yeter ki mürşidi sahte olmasın,. Dünyasını değiştiren mürşitlere de rabıta edilmez. Mürşidin bir ölçüsü de rabıtadır. Misal olarak arz edeyim : İbadet ve taat anında şeytan engellemek ister. İşte o an kasdin ALLAHa iltica olarak rabıta yaptığın an bir anda o engelin imha olduğunu göreceksin.

Nefsin ve nahoş hadiselerin zuhurunda da manen müdahale istiyorsan hemen Rabbımın lutf-i ihsanı olarak rabıtayı unutma. Bize üstatlarımızın tavsiyeleri bu veçhile olup, bizde devamlı rabıta tavsiye edilmemiştir. Na-ehil rabıtayı bilmediği için küfür zanneder. Kesinlikle bilelim ki, imandır. Amentü’ye kül olarak iman edenlerin, kitab-ı ilahiyi, Peygamber Efendimizin tebliğ ettiği şeriatı kabul edenlerin, ALLAH’ın lutfu olan tertibi, tanzim-i ilahiyi kabul etmesi ile yaşayabilen sadıkların ,bahtiyarların yolu. Tasavvuftur, tarikattır. İhlas, takva, vera bu yolda yaşanır.idminanı kab tecelli eder mananın zevki kalıcı olur imanının verdiği gerçeklerin güzelliğini nefsin yasak zevkine dönüştürmediği müttetce mütteki ve müğmindir !..

Rahmeti ilahiyenin kalıcı ve devamlı olmasına en büyük vesile kalbinde kal-ası kurulmuş , üzerinde titizlikle durulan ehl-i tasavvufun yegane ümidi ve silahıdır. “La ilahe illallah”ın manasını yaşayıp ehl-i tevhidin, ehl-i aşkın yegane ümidi, dayanağı Hazret-i ALLAH’ın rızasını kazanmaktır şunu hatırdan çıkarmayalım . Bu rahmet-i ilahi akılcı dincilerin ölçülerine göre değildir..

Onlar ibadet ve taat yönündeki emr-i ilahileri, zikir meclisinde olanların cümlesi kemalatlı kullarımdır hitab-ı ilahiyi yeteri kadar kabul edemezler. Haşa, bu halleri imansızlık değil. Fakat taklitten öte gitmez. Gitmiş gibi görülse de kalıcı değildir. O kemalatlı kullarına benzemez. Sahih-i Buhari’nin ( Tecrid-i Sarih Tercümesi ) onikinci cildinde Ebu Hureyre ( r.a. )’dan rivayet edilen hadis-i şerifte : Zikir meclislerini arayan melaikeler vardır. Zira melaikelerin gıdası zikrullahdır. Devam eder... Hadis-i Şerif’in nihayetinde melaikelerinin sualine cevaben “Ey melaikelerim, sizleri şahit kılarım ki, o mecliste bulunanları korktuklarından emin, umduklarına nail eyledim. Onlar öyle kemalatlı kullarımdır ki, onların yanına şaki gelmez. Onu da affettim” diye buyurdu, Hazret-i ALLAH ( c.c.) .

İmanları akıl ölçüsünden öte nasip almak istemeyenler için rahmet-i ilahiler, manevi tedrisat görmediklerinden onlar için elbette gariptir. Hüküm ALLAH’ındır. Gerçek ilim ALLAH’ın yed-i kudretindedir. Hikmet, buyurmuştur, Hikmet, mü’minin kayıp malıdır, nerede bulursa alsın, hitab-ı ilahisi umuma şamil olup ( biz Yusuf’a rüyanın tabirini öğrettik, ona hikmet verdik ) buyurduğu gibi istisnai ilimlerin istisnai vazifelilerde zuhuru görülür.

_________________
HU YA TABİB EL GULUP

YUSUF
Admin

Mesaj Sayısı : 248
puan : 10502
Kayıt tarihi : 21/04/10
Yaş : 26
Nerden : ANKARA

http://galibi.postalboard.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

İRŞAT VAZİFEMİN VERİLMESİ, MANEVİ ZUHURAT

Mesaj  YUSUF Bir Perş. Mart 17, 2011 4:49 pm



Bu abd-i acizi de cüz'i de olsa bu türlü rahmet-i ilahiden nasipli eylemiş Hazret-i ALLAHa hamd olsun. Bildiğim kadarı ile, resmiyet ifade eden elli iki senelik dervişim. Kırk beş senedir de ALLAH’ın emri, Hazret-i Resulullah’ın beyanı ile irşada vazifeliyim. Şeyhim Kahramanmaraşlı, Maraş Fatihi Ali Sezai Kurtaran Efendi’nin halifesi Hacı Mustafa Yardımedici’dir. Şahitler huzurundaki tebliğde kayınpederim, yedi tarikten icazetli Çorumlu Şeyh Hacı Mustafa Anaç Efendi de mevcut idi ve şahitti. Tebrik edenlerin ilki idi. Manevi vazifem tebliğ edildi.

Vazifenin bu abd-i acize verilmesinden yaklaşık bir ay evvel 1956 senesi Berat Gecesi Peygamber Efendimizin ve Hulefa-i Raşidin efendilerimizin bulunduğu kalabalık manevi bir toplum içerisinde imtihan oldum. İmtihan kaal değil hal imtihanı idi. Peygamberimiz Efendimiz önünde büyük defter bulunan Ebu Bekir-i Sıddık ( r.a. )’a emirle : “Yaz, Şeyh Sadi Şirazi diye yaz,” buyurdu: İçimden : “Şeyh Sadi Şirazi çok evveller yaşadı ve ahirete yürüdü” diye düşünürken Efendimiz : “İkinci Şeyh Sadi Şirazi diye yaz” emrini verdi. Manevi vazifemde, yaşantımda mizaç itibarı ile Sadi Hazretlerine benzer yönlerimi görüyorum.

Semavi dinde yeri olmayan, Hazret-i ALLAH’a noksanlık isnat edercr gibi pozisyona sakın düşmeyesin, tenasüh yani (reenkarnasyon ) demeyesin. Ömerü’l-Faruk ( r.a. ) hilafeti zamanında hutbe irad etmişler ve tenasühün din-i İslam'la bağdaşmadığını, küfür olduğunu beyan etmiştir. Kuvveti, kudret-i ilahiyi yeteri kadar bilemeyenlerin uydurmalarıdır. Halık-ı Zü’l-celal ruh ve ceset bulmak da güçlük mü çekiyor ki, bu hale tevessül ediyor ?

Nasreddin Hoca’ya sordular : “Eskiyen ayları ne yapıyorlar ?” diye. Cevaben : “Ufak ufak parçalayıp yıldız yapıyorlar” diye işin içinden o gün çıkmıştır. Amma bu gün değil. İnsanların kültür seviyesi yükseldikçe hurafa ve bidatlardan uzaklaşacak, ALLAHU TEALA’yı daha yakıyn anlayacak, kullukta kusur etmemeye gayret gösterecek.

Tebliğ edildi, şeyh oldum. Mana aleminde, Peygamberimiz Efendimizin Hulefa-i Raşidin Efendilerimize emri ile, emr-i Peygamberi olarak kayd edildi. Kayınpederim Çorumlu Hacı Mustafa Anaç Efendi maneviyatın emri ile, bu hadiseden on üç sene sonra, gene maneviyatın emri ve tasdiki ile, muttali oldum, tarik-i Kadiri ve tarik-i Rufai’den irşada selahiyetli kılındığımı tebliğ ve tasdik eden icazetnameyi şahitlerin de tasdiki ile şahsıma tevdi etmiştir. ALLAH cümlesinden razı olsun.

1968 senesinde şeyhim efendim darü’l-bekaya irtihal ettiler. Makamı cennet olsun. Yanlış yapmayayım, telaşesi ile Efendimle teberruken, maneviyatın emri ile, Efendimin Nakşibendi tarikatindan istiharesi çıkan Maraş ve havalisinde vazife isteyenlere vazife vermesini, Efendimin de Hacı Sami Efendi Hazretlerine Kadiri’den teberrük makamında emir ile tebliğ ettiklerini muttali idim.

İstanbul’da Erenköy semtinde bulunan malikhanesine muhterem damadı cennet mekan Hacı Ömer Kirazoğlu ve bugünkü halifesi Hacı Musa Topbaş Efendilerin de yardımları ile Ankara’dan da ziyarete gelen Hacı Necati Efendilerle birlikte ziyaret ettik. Fakire hayli ilgi gösterdi. Vazifemi tebrik ettiler. Mübarek ellerini kaldırarak dua ettiler. Orda mevcut olan cemaat da duaya icabet edip “amin” dediler.

Dua, hatırımda kaldığı kadarıyla manevi vazifemi tasdik mahiyetinde olup “ALLAH müridini çok eylesin, dünya ve ahiret işin rast gitsin” idi. Buna benzer hayli dua ettiler ve şu gerçeği bildirdiler. Makamı cennet olsun, teberrükler Mustafa Efendi ile ikimiz arasında idi. “Vazife irtihali ile gene ikimiz arasında kaldı” buyurdu.

Hacı Sami Efendi hazretleri yeri doldurulamayacak büyük insandı. Hayatta iken de, irtihalinden sonra da çok çok tasarrufatını gördüm. 1956 senesinde Şeyhim Efendim Ulucanlar Mahallesinde iskan ettiğinde Hacı Sami Efendi Efendimde misafir olarak bir gece, iki gün kaldılar. Fakir, gidene kadar hizmetinde bulundum. O hizmetin zevkini hala yaşıyorum.

1956’da iade-yi ziyarete Alemdarzade Mustafa Efendi’nin İstanbul Yemiş’teki yazıhanesinin üst katında Hazret’i ziyaret ettik. Efendim dahil sekiz kişi idik.hazreti ALLAH cümlesinin makamlarını cennet eylesin amin !...

Gavsu’l-azam Seyyit Abdulkadir Geylani (k.s.) Hazretleri evladlarına : “Dünya ve ahiret seni mesud edecek iki şey tavsiye ederim : Evliyaya hizmet, fukaraya himmet ” buyurdu.

Kur’an-ı Azimü’ş-şan’dan evliya lafzını kaldırıp, yerine, hiç manevi anlam taşımayıp, avamın her mevzuda kullandığı “dost”la iktifa edenler bu türlü füyüzat-ı ilahi ve manevi zevkten nasipsizdirler. Cümlesine ALLAH gani gani rahmet eylesin, bu hususta merak edip soranlara teferruatıyla anlatırım, inşallah.

_________________
HU YA TABİB EL GULUP

YUSUF
Admin

Mesaj Sayısı : 248
puan : 10502
Kayıt tarihi : 21/04/10
Yaş : 26
Nerden : ANKARA

http://galibi.postalboard.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

GALİBİLİK

Mesaj  YUSUF Bir Perş. Mart 17, 2011 4:50 pm

GALİBİLİK

Ağustos 1993 tarihinde manevi meclisin kararı ile Kadiri ve Rufai tarikının rahmet zuhuru birleşimi “Galibi” olarak kol lutfedildi. O mecliste bulunan ALLAH’ın rahmet sıfatlarının tecelli ettiği yol bahtiyarları Gavsu’l-azam Seyyit Abdulkadir Geylani, Seyyit Ahmede’r-Rufai, Şeyh Ahmet Yesevi, Şeyh Ahmed Kuddusi, daha nice manevi büyüklerimiz tebliğleri ile hayli kişilerin manalarında da zuhuru görülmüş.ve dosyada mevcuddur Rabbım layık kılsın ve bütün kullarına istifade etmelerini nasip eylesin. Amin. Rabbımın lutf u ihsanı olarak “Galibilik” kolu verildi.

ALLAH ve Resulüne inanan insanlar için zevk alsınlar, bilsinler ki, maksad-ı ilahi yalnız madde değil. Bu abd-i aciz bazı manevi tecelliyat ve görgüleri az da olsa açıklamaya çalışıyorum. Beşer ölçüsüne göre açıklamalarda dün varlık ve riya olur korkusu galipti. Zaman zaman bu türlü gizliliğin inanan insanlara zarar verdiğini gördüm. İnsanların anlayacakları ölçüde ehlinin anlatması gerekli. Çünkü küfür bütün çıplaklığı ile meydana döküldü.bilenler rahmeti ilahiyeyi hala bildiğimiz kadarı ile anlatmıyacakmıyız “Biz arza nice ayetler indirdik” yeryüzündeki gökteki ayetleri lutfu ilahi ile az çok okuyup zevkini alanlar bu ayetlerden bahsedemiyecekmi ehli bu yönlü manevi ilimlerini gene kabremi götürecekler o mana ilmi dünya için gerekli kılınmış eşyayı yerinde kullanmayı bildiğin gibi metafizik olan manayıda yerinde kullanamıyacakmıyız?kullanma yeri dünyadır gafil olmayalım !...

Maddenin felsefesini yaptıkları gibi manayı da, ALLAH’a tazarru niyaz ederek, samimiyetle tefekkür etsinler. Gerçeği görecek ve yaşayacaklardır. Bu türlü manevi yolun kadrini, kıymetini idrak eden kemalatlı kullarına dahil olacaklardır, inşallah.

Kendi kendine, yalvararak ve ürpererek yüksek olmayan bir sesle sabah akşam Rabbını zikret, gafillerden olma. ( A’raf Suresi, 205 ).

Ehl-i zikrin sabah akşam virt edinmelerini buyurduğu gibi, duygusuzca olmayıp zikirle beraber tazarru ve niyazı terk etme. Havf u reca üzere ol. Hafi, senin kulağının duyacağı kadar. İşte o zaman rahmet-i ilahinin zuhuru ile aczinin, zaafının mahsulü rahmet-i ilahinin tecellisi ile ürperti zuhur edecek. Miracın ilk safhasıdır. O hali ne kadar muhafaza edebiliyorsan kemalattır. Manevi haller kişinin elinde olmayıp kudret-i ilahinin yedindedir.

_________________
HU YA TABİB EL GULUP

YUSUF
Admin

Mesaj Sayısı : 248
puan : 10502
Kayıt tarihi : 21/04/10
Yaş : 26
Nerden : ANKARA

http://galibi.postalboard.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

MÜ’MİNLER ALLAH ZİKREDİLDİĞİ ZAMAN YÜREKLERİ TİTRER

Mesaj  YUSUF Bir Perş. Mart 17, 2011 4:50 pm



Mü’minler ancak ALLAH zikredildiği zaman yürekleri titreyen, kendilerine ALLAH’ın ayetleri okunduğunda imanlarını artıran ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir. ( Enfal Suresi, 2 ).

Halik-ı zü’l-celal biz aciz kullarına, mü’min isminin tecelli ettiği istisna-i kişilerdeki rahmet tecellisini aczimize göre ölçü veriyor. “ALLAH zikredilince kalbleri titrer.” Kaal ve laf ebesi ! Bu türlü şerefe hayatın boyunca rastladın mı ? “Evet oluyor” desen de kimseyi inandıramazsın. Çünkü yaşantın ve icraatın zikrullaha karşı. Menfi tutumun, bu yönlü ALLAH tertibine itirazın, rahmet-i ilahiden mahrumiyetin zuhuru elbette taşlaşmış kalp olacaktı. Sonsuz rahmet-i ilahi “taşlaşmış kalbi ancak gene biz açarız” buyuruyor.

İnadı bırakalım, kesbiye verdiğimiz önem kadar vehbiyi de önemseyelim. Cüz’i iradenden elbette sorumlusun. Amma külli iradenin üzerine çıkma gücü beşere verilmemiş iyi bil. Müminler, ALLAH’ın Kur’an’da ve arzda zuhur eden ayetleri okunduğu zaman imanları arttığı gibi Rablarına daha çok dayanır ve güvenirler. Yegane terbiyeci Hazret-i ALLAH’TIR, Rab isminin tecellisi her an gerek eşyada gerekse şahıslarda müşahede edilse de. “Habibim, Rabbım ALLAH, de” hitabını hatırdan çıkarma.

_________________
HU YA TABİB EL GULUP

YUSUF
Admin

Mesaj Sayısı : 248
puan : 10502
Kayıt tarihi : 21/04/10
Yaş : 26
Nerden : ANKARA

http://galibi.postalboard.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

ALLAH’I ÇOK ZİKREDİN Kİ BAŞARIYA ERİŞESİNİZ

Mesaj  YUSUF Bir Perş. Mart 17, 2011 4:50 pm



Ey iman edenler. ( Savaşmak için ) her hangi bir toplulukla karşılaştığınız zaman sebat edin ve ALLAH’ı çok zikredin ki, başarıya erişesiniz. ( Enfal Suresi, 45 ).
Gaza meydanlarında ALLAH’ı zikredin, çok zikredin, yüksek sesle şiddetli zikredin ve sabredin. Sabredin ki, başarıya ulaşasınız ve sebat edin. Sabreden zafere ulaşır, müjdesini unutmayalım. Ecdadımızın tarih boyu zaferler kazandığı zamanlar inanarak, sebatla ALLAH’ı çok zikrettikleri zamandır. Zikirle yapılan tazarru ve niyazlar reddolunmaz.

İrtihal eden iman sahibi bahtiyarları manada gördüğümüzde hassaten ricaları zikir halakalarında yapılan dua ve ruhlarına hediye edilen fatihaların karşılığında ihya olduklarını çok derviş manasında görmüştür. İtimat et, gafil olma. bunlar iman edenler ve gönülleri ALLAH’ın zikriyle sükunete erenlerdir. “Bilesiniz ki, kalpler ancak ALLAH’ı zikretmekle huzur bulur. ( Ra’d Suresi, 28 ).

Bu ve buna benzer açık ve sarih, tefsire muhtaç olmayan, Kur’an-ı Kerim’de zikir ayetlerini gördükçe, ALLAH’ın kullarını zikir meclislerine ve zikrullaha teşvik edecekken, bu rahmet-i ilahilerden ALLAH’ın kullarını mahrum eden tedris nasıl bir tedrisattır, nasıl bir ilimdir,bunu anlatan nasıl bir alimdir ?

ALLAH bu mevzuda tövbe istiğfar nasip etsin. Kusurlarını affetsin. “Ne yapayım, mecbur oldum” mazeret değil. Dünya çok kıymetlidir. İşin ahirete kalmasın. Zalim sıfatından kurtul. Kurtuluşu ahirete bırakma. Ehl-i zikrin bedduasını alma. ( Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste) hitabına dikkat et. Ayetleri iyi oku, tevil tarafına kaçma. Bu abd-i acize inanmaz isen samimiyetle Hazret-i ALLAH’a sor.

_________________
HU YA TABİB EL GULUP

YUSUF
Admin

Mesaj Sayısı : 248
puan : 10502
Kayıt tarihi : 21/04/10
Yaş : 26
Nerden : ANKARA

http://galibi.postalboard.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

BİLMEDİKLERİNİZİ EHLİ ZİKRE SORUNUZ VELAYET MAKAMI ERKEK İÇİNDİR KADIN O MAKAMA ÇIKAMAZ

Mesaj  YUSUF Bir Perş. Mart 17, 2011 4:51 pm



Senden önce de kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını Peygamber olarak göndermedik. Eğer bilmiyorsanız zikir ehline sorun. ( Nahl Suresi, 43 ).
Senden önce de erkeklerden başkasını peygamber olarak göndermedik. Melaike ve kadından da peygamber göndermedik. Melaikeyi ve kadını peygamberlik sıfatına uygun yaratmadık. Makam-ı velayet erkekler içindir.

Kadın makam-ı velayete çıkamaz. Kadından peygamber olmaz. Mürşit yani evliya olmaz. Veli de olmaz. Hatun olur. İmametlik erkek içindir. Kadının kadına imametliği keraheten caizdir. Kadın Adem’e lazım olduğu için yaratıldı. Adem’in sol kaburgasından halk oldu. Peygamberimiz Efendimiz böyle izah ettiler. Kadınlar teklifatla da yükümlü kılındılar. Teklifat-ı ilahi kadınlar için erkeklere nazaran toleranslıdır. İbadet ve taat yönünde en ufak hareketleri çok şey kazandırır kadına. Şeriat-ı Muhammediyye’de kadın diğer şeriatlara nazaran daha muhteremdir.

Peygamberimiz Efendimiz “cennet anaların ayakları altındadır” buyurdu. Ananın terbiye, bilgi ve görgüsünün evladı üzerinde mutlaka zuhuru görülür. Babanın da evladın terbiyesine etkisi olsa da, ana kadar olamaz. Çünkü ana terbiyesi beşikten başlar. Sütünün temizliği de önemlidir. Peygamberimiz Efendimiz : “İlim beşikten mezara kadardır” buyurdular. Yaşamaktan maksat rıza-yı ilahiyi kazanmaktır. Bu bakımdan kadın erkekten daha müsait, tabir caizse kadın rahmeti ilahiyede iltimaslıdır.

Tertib-i ilahinin her halinde adalet görülür. Erkeğin vazifesini kadına, kadının vazifesini eşit yapacağız diye erkeğe yakıştırmak zulümdür. Kadında da erkekte de istisnailer vardır. İstisnailer kaideyi bozmazlar. Kültür seviyesi düşük, ücra yerlerde kadına yapılan zulmü anlatmaya gerek var mı ? Erkek kahvede oturur. Erkeğin bütün işlerini de dışarıda ve içeride kadın görür.

Beni Adem’in erkeklerini velayete uygun yarattık. Bilemiyorsanız, makam-ı velayetten nasip almış, ALLAH ve Resulü’nü şüphesiz kabul etmiş, şeriat-ı Muhammedi’yi nefsinde yaşamaya çalışan, ALLAH’ın zatına, sıfatına ve fiiliyatına uygun isimlerini kesir, aşkla zikreden, her gün verilen evrat ve ezkarının dışına çıkmadan, adap ve erkan üzere virt eden erbab-ı zikirden sorunuz.

Abd-i aciz manevi vazifem itibari ile Rabbımın buyurduğu erbab-ı zikri anlatıyorum. Bazı ulemanın “ehl-i kitaba sorunuz” diye tefsir etmesi marifetullah noksanlığından kaynaklanıyor. Ehl-i kitabın da evliyasından sorabilirsin amma evvela mensup olduğun şeriatın evliyasını bul. Bu mevzuda o kemalatlı kullarıma rahmet-i ilahi bu türlü müşkülatınızı halletmeye müsaittir. Enbiya verasetine ancak onları uygun yarattım. Hikmet verdim. Biz dilediğimize hikmet veririz. Hikmet verdiğimizi de rahmetimizle ihya ederiz.

Peygamberimiz Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde buyurdular ki : "Müferridun ilerlediler. Müferridun nedir, ya Resulallah ? Müferridun ALLAH’ı çok zikreden erkek ve kadınlardır" buyurdu.

Hazret-i ALLAH zikrullahda erkek kadın ayırt etmiyor, şer’i hükümler dışına çıkmamak suretiyle.

_________________
HU YA TABİB EL GULUP

YUSUF
Admin

Mesaj Sayısı : 248
puan : 10502
Kayıt tarihi : 21/04/10
Yaş : 26
Nerden : ANKARA

http://galibi.postalboard.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

YEDİ GÖK DÜNYA VE BUNLARDA BULUNAN HERKES ONU TESBİH EDERLER. ZİKİR VE TESBİH ETMEYEN BİR ŞEY YOKTUR

Mesaj  YUSUF Bir Perş. Mart 17, 2011 4:51 pm


"Yedi gök, dünya ve bunlarda bulunan herkes onu tesbih eder. Onu övgü ile zikir ve tesbih etmeyen hiç bir şey yoktur. Ne var ki siz onların tesbihini anlamazsınız. O çok yumuşak ve bağışlayıcıdır." ( İsra Suresi, 44 ).

Bu ayet-i kerimede daha bariz, daha açık görülüyor ki, ALLAH’ı tesbih etmeyen bir zerre düşünülemez. Dünyada, bütün alemde, yedi kat semavatta yaratılan her zerre lisan-ı hal ile ALLAH’ı zikir eder, tesbih eder. Tesbih ve tesbihat zikrin cem’idir, yani çoğuludur. Zikrullahı tesbihat ile “beni kesir zikredin” emrine uyanlara, bu yolda irşada vazifeli kılınanlara tabi olup, aldığı virdini her gün adedine riayet edip samimiyetle okuyup, ALLAH’ın emrettiği şer’i ve insanİ hükümleri de yerine getiren bahtiyar insana verilen sıfatların bariz bilinenleri erbab-ı zikir, zakir, ehl-i aşk, ehl-i hal, ehl-i tarik, ehl-i takva, ehl-i vera, ihlas ehli, cemi ALLAH’ın mü’min isminin tecelli ettiği bahtiyar insan.

Bütün insanlar bu rahmetin ekserisini uygulamaya müsait yaratılmıştır. Kıskançlığı bırak. Rahmet-i ilahi nefsani duygulara göre değil, ilahi emre göredir. Samimiyetle uymaya çalış. Aklının ölçemeyeceği rahmet-i ilahileri Peygamber Efendimizin hazreti ALLAHın beyan ettiği gibi tebliğ eylediğini kabul et ve uygula. Bir emri kabul etmek tatbikata geçildiği zaman değerlenir. Maneviyatta değer ifade eden iman lisanen, kalben, halendir. Üçü birleştiği zaman ind-i ilahide makbul dür inşaALLAHc.c

Hazret-i ALLAH "siz onların tesbihini anlayamazsınız" buyurması ile bize haddimizi kesin kes bildiriyor. ( Ben kulumu zikretmezsem kulum beni zikredemez ) sırrını iyi anla. Enaniyyetten uzak ol. İki ene bir arada görülmemiştir. Samimi ol. Tazarru niyazı bırakma. Başka yetkin ve gücün yok. Zikrullah ve buna benzer rahmet-i ilahileri ölçmeye müsait değilsin. ( Evliyama eza edene harp ilan ederim ) buyuruyor, hadis-i kudside Hazret-i ALLAH. Oku ve tefekkür et.

_________________
HU YA TABİB EL GULUP

YUSUF
Admin

Mesaj Sayısı : 248
puan : 10502
Kayıt tarihi : 21/04/10
Yaş : 26
Nerden : ANKARA

http://galibi.postalboard.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

RAHMET-İ İLAHİYE VESİLE YARATILAN ALLAH EVLİYASI

Mesaj  YUSUF Bir Perş. Mart 17, 2011 4:52 pm


"Ela inne evliyaallahi la havfun aleyhim ve la hüm yahzenun" ayetinin manasını anlamadınsa Yunus Suresi 62. ayet-i kerimesini oku. ALLAH’ın hitabı çok açık ve sarih. İyi anlayın ve iyi bilin ki, evliyam için korku yoktur, onlar üzülmeyecekler de. Dikkat et : Evliyayı hala “dost” diye tefsir ediyorsan hiç zahmet etme. Askerde yanlış hareket eden arkadaşına arkadaşının uyardığı hikmeti tekrar edelim : “Sen bu kafa ile sılaya gidemezsin, memleketine gidemezsin” diye uyardığı gibi vatan-ı asliyene dönemezsin. Vatan-ı asliye ruhların yaratıldığı makam olup, ruhlar hiç olmazsa o makamını bulmak mecburiyetindedir. Beni Adem’in terakkıyati için Halik-ı zü’l-celal rahmetini arza na-mütenahi yaymış, “kullarım derecelerini yüceltsin” deye.

Tasavvufta bu rahmete “kavis” denir. Ruhlara imanları ve ibadet taatları ile “kavisi tamamlayıp” daha yüksek dereceler elde etme imkanı bahşedilmiş olduğundan dünya kazanç yeridir, çok kıymetlidir ve onun ehli onun kadrini bilendir. Bilemeyenler için Hazret-i Halık ne güzel ikaz ediyor kullarını : Bu dünyada a’ma, ahirette a’ma.

De ki : İster ALLAH deyin, ister Rahman deyin. Hangisini deseniz olur. Çünkü en güzel isimler O’na hastır. Namazında yüksek sesle okuma. Onda sesini fazla da kısma, ikisinin arası bir yol tut. ( İsra Suresi, 110 ).

Bütün ibadetlere ve taatlara Hazret-i ALLAH zikir buyurdu. Çünkü her ibadet ve taat esmalarla bezenmiştir. Başkaca ehl-i zikrin, icraatına tabi olduğu şeriatına, ALLAH’ın tertip ve tanzimine harfiyyen riayetini küçümseyerek, onların tertemiz yaşantılarını küfür gibi görüp, toplum içerisinden İslam’ı gerçek anlamda yaşamaya çalışan, hikmetli ve kemalatlı ALLAH’ın sadık kullarını hiç bir manevi ilme sahip olmadan, nefislerinin ürettiği bilgiden başka manevi sermayesi olmadan ehl-i hakiykatı toplumdan soyutlamaya çalışanlar ve insan haklarından devamlı bahseden amma ALLAH’ın kullarına Rabbımın isimlerini ehl-i aşkın ne toplu, ne de ferdi zikirlerini kabul edemeyip, Kur’an-ı Azimü’ş-şan’da ve asr-ı saadette bütün semavi dinlerki islamiyettir. bu türlü zikir ayinleri mevcut olduğu halde, “böyle bir şey yoktur” diye erbab-ı zikri İslam’ın dışında göstermeye çalışan zalımların hikmet karşısında bocaladıklarını her an görmek mümkündür.

Dünyada bu türlü hikmetten habersiz, asr-ı saadetteki marifetullahtan habersiz, ehl-i aşkın aşkından habersiz, emr-i ilahinin manevi tertibinden habersiz, Peygamber efendilerimizin beşeri yönünü çok güzel bilir ve anlatırlar amma manevi yaşantılarından habersiz, o bakımdan varisü’l-enbiya, nedim-i ilahi olan ezel-i ervahda ALLAH’ın tertibi, Kur’anı Kerim’de açık beyan ettiği evliyayı da kabul edemezler amma hakikatleri dışlayarak inkara cüret ettiklerini makul gösteren nasıl bir ilim, nasıl bir alimdir ?. Bir hadis-i şerifte beyan edildiği gibi "insan bildiğinin alimi, bilmediğinin cahilidir" buyuruldu. “Gerçekleri ancak ben bilirim” diyorsun hayret.? Din-i İslamı manası ve maddesi ile kabul eden gerçek ulemayı bu türlü ithamlardan tenzih ederim.

Buna benzer ayet-i kerimelerde Hazret-i ALLAH’ın isimlerinin hangisini telaffuz ederseniz hepsi güzeldir. İhtiva ettiği mana ve anlamını tefekkür etmek ve yaşamak az çok umumun ittifak ettiği akıl ve mantığın ölçüsüne uygun düştüğünden buraya kadar anlaşabiliyoruz. Ölçmek için hiç gayret göstermediğin, yaratanından da istemeyi mevcut imanınla bağdaştıramadığın metafizik hikmet ve rahmet-i ilahiyi duymak dahi zatını çileden çıkarmaya yeterli olurken, nasibin olmayan yalnız ehl-i aşkın zevki ve gıdası olan hikmeti anlayamazsın.

Zikrullahı adetli olarak virt edinen, zikir halakalarından nasipli olup, zevki ile ihya olan kişiyi makam-ı velayete yücelten, na-ehlin nazarından gizlenen bu türlü hikmeti, rahmeti alışa geldiğin kalıplarda göstermek mümkün mü?. Boşuna zahmet etme. Emr-i ilahileri kül olarak, beşeri ölçüleri ile ölçüyorum zannedenlerin aciz oldukları ehlinin müşahedesi dışında değil. Fakat madde ölçüsünden başka ölçüyü kabul edemeyenler, hakikatleri görerek, bilerek yaşayanlara eza ve zulüm etmekten vaz geçseler, havf u reca üzre olsalar, inancım odur ki, Rabbımın rahmetinin tecellisi olan “göklerde ve yerde nice ayetler vardır” hitabını okur, inanır, yaşar, şüphesiz inşaALLAHc.c

Bu rahmetten cümleyi nasipli kılsın. rahmeti bol Rabbımız cümlesini zü’l-cenaheyn eylesin. Yani dünya ve ahiret ilmiyle ihya eylesin, amin. Peygamber Efendimiz ( s.a.v. ) buyurdular ki : “Sizin en hayırlınız dünya için ahiretini, ahireti için dünyasını terk etmeyendir.

_________________
HU YA TABİB EL GULUP

YUSUF
Admin

Mesaj Sayısı : 248
puan : 10502
Kayıt tarihi : 21/04/10
Yaş : 26
Nerden : ANKARA

http://galibi.postalboard.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

İSLAMI YAŞAMAK İÇİN İLLA ARAP OLMAK, ARABÇA BİLMEK YETERLİ DEĞİL, ALEMLERİN RABBIDIR HAZRET-İ ALLAH

Mesaj  YUSUF Bir Perş. Mart 17, 2011 4:54 pm



Hazret-i ALLAH yalnız alimlerin Rabbı değil, sadık ümmilerin de Rabbıdır. Rabbım izinden saptırmasın, Resulullah’ın izi Hazret-i Kur’an’dır. Kur’an ALLAH kelamıdır. Küllü rahmettir. Okumayı bilemiyor, kabiliyeti müsait değilse, ALLAH kelamıdır, deye manevi haz ve zevk ile açıp bakmak, öpmek, alnına götürmek, yüksek yerlere asmak, manasını bilmeden okumak da rahmete vesiledir. Amma kasd-i ilahi maddesi ve manası ile anlayarak yaşamamızdır. Dünya ve ahiret terakkiyatımız için elzemdir. Emr-i ilahinin kulluk vazifesini müdrik, manasını bilip yaşayan arif kişiye kulak ver. Arapça biliyor mu ? deye, imtihana kalkışma. Manayı, rahmet-i ilahiyi ölçmeye muktedir değilsin. Yalnız Arapça bilmek ALLAH’ı bilmek için yeterli değildir. Asr-ı saadete bak. Müşrik, münafık, mürtet Arabca bilmiyorlar mı idi ? Hazret-i Kur’an Kureyşi lisanı üzere inzal olmuştur. Surelerin manası ile namaz kılamazsın. Namaz kılacak kadar sureleri Kur’an’da olduğu gibi ezberlemekle yükümlüsün. İslama yeni girmiş kişiye istisnai kolaylıklar ilâ nihaye değildir .ibadet ve taatı Nefse sorma.emmareden kurtulamamış nef-se Zulüm gibi gelir . Değil, rahmettir. ( Kulum bildiği ile amel ederse ona bilmediğini öğretirim ) taahhütnamesini iyi oku, anla. Yoksa manadan nasib almamış zahiri bilge kişi yolunu sarpa sardırır.

Şeriat-ı Muhammedi'yi yeni kabul etmiş salik için öğrenene kadar müşkülat yok, ferahlık var. Hazret-i Resulullah ( s.a.v. ) Efendimizin özet olarak izah ettiği “zorlaştırmayın, kolaylaştırın, daraltmayın, genişletin, ikrah ettirmeyin, sevdirin” şeklinde tebliğ ettiği şeriat-ı Muhammediyyeyi hurafa ve bidatlara sapmadan, ALLAH kelamı olan Hazret-i Kur’an’ı da Hazret-i Resullullah’ın hayatı ile tefsir ettiği biçimde yaşamak için cüz’i iradene bahşedilen yetkiyi olduğu gibi kabul edebiliyorsan kurtuluşunun müjdesini alacağından hiç şüphen olmasın.

_________________
HU YA TABİB EL GULUP

YUSUF
Admin

Mesaj Sayısı : 248
puan : 10502
Kayıt tarihi : 21/04/10
Yaş : 26
Nerden : ANKARA

http://galibi.postalboard.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

BİZİ ZİKRETMEKDEN GAFİL KILDIĞIMIZ, KÖTÜ ARZULARINA UYMUŞ, İŞİ GÜCÜ AŞIRILIK OLAN KİMSEYE BOYUN EĞME

Mesaj  YUSUF Bir Perş. Mart 17, 2011 4:54 pm



"Sabah akşam Rablerine onun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte candan sebat et. Dünya hayatının süsünü isteyerek, gözlerini onlardan çevirme. Kalbini bizi zikretmekten gafil kıldığımız, kötü arzularına uymuş ve işi gücü aşırılık olan kimseye boyun eğme." ( Kehf Suresi, 28 ).

Böylece seni bol bol tesbih edelim. ( Taha Suresi, 33 )

Dervişin aldığı terbiyenin gereği olan inancının yaşantısında, emr-i ilahi maddesi ve manası ile dervişin şahsında ve halinde müşahede edilmesi mümkündür. ALLAH’ın nuru ile bakmayı bil. Mü’minin ferasetinden sakının, onlar ALLAH’ın nuru ile bakar. Bu hitabı iyi anla. En son şeriat-ı Muhammedi'yi bizlere tebliğ eden Hazret-i Muhammed Mustafa ( s.a.v. ) Efendimiz mana itibari ile en büyük derviştir. Efendimizin şahsiyetinde zuhur etmeyen güzellikleri başka şahıslarda aramak cehalettir. Her güzellik ise rahmettir, ALLAH’ın lütfudur, dindir ( her güzellik dindir, çirkinlik la-dindir, din değildir. ) ( Bugün de Mecnun Leyla'ya aşık ise, din Leyla'nın dinidir ) diyen Şeyh Sadi Şirazi,( kaddesallahu sırrahu ) gerçekleri ne güzel belirtmiş.

Bu türlü hikmet her zaman geçerli olup tek yönlü tedrisat görenler bu rahmetin zevkini anlayamazlar. Bu türlü zevk ve yaşantıya sahip olmak için evradına, ezkarına samimiyetle sahip ol. Bu rahmetten nasip alamamışsan ALLAH’a yönel ve iste. Samimi olursan ret edilmez. Beşeri ölçüler bu türlü rahmet-i ilahiyi ölçmeye müsait yaratılmadı. İstisnai ilimdir, hikmettir. Ayne’l-yakiyn, hakka’l-yakıyndır. O türlü rahmet-i ilahiyi ilme'l-yakıynin ölçemeyeceğini iyi bilesin. İnat etme, yakın gel.

Hazret-i ALLAH’ın tefsire muhtaç olmayan hitabını her an okuyalım ve düşünelim. Hatırdan çıkarmayalım ( kalbini bizi zikretmekten gafil kıldığımız, kötü arzularına uymuş ve işi gücü aşırılık olan kimseye boyun eğme. ) Her şeyin ifratı haramdır. Bu ayet-i celilede açıkça beyan ediliyor. Çünkü aşırılığa bencillik hakimdir. Bencillik ise rahmet-i ilahiyi idrak edemeyip, nefsinde bir şeyler görmektir. Bu hal ise hakikatte haramdır. Varlık olarak yasaklanmıştır. Varlık ALLAH’a mahsustur: İki var bir arada olmaz ; tevhidin anlamına ters düşer. ALLAH “ehad”dir ; sayı hesabı ile değil, eşi, benzeri, şeriki, naziri olmayan bu isim ALLAH’ın zatına mahsustur. “Kötü arzularının mahkumu ve esiri olmuş kimseleri zikr-i ilahiden gafil kıldık” buyuruyor, Hazret-i ALLAH. Bir hadis-i kudside Halik-ı zü’l-celal ehl-i zikir için ( onlar kemalatlı kullarımdır ki, onların yanına şaki gelmez. Kim onların toplumunda bulundu, ise ey melaikelerim şahit olun onu da affettim .)
Peygamberimiz Efendimiz bildiriyor : Sahih-i Buhari ( Tecrid-i Sarih Tercümesi ), 12. ciltte ...

İLİM ALLAHın YED-İ KUDRETİNDEDİR

ehl-i zikre cephe almış, “din-i İslam’ı anlatıyorum, öğretiyorum” iddiasında bulunan “Kur’an’ı yaşıyorum” diye kendini kandıran, hikmet ve marifetullah garibi olma. “Ben biliyorum” hastalığının ismi enaniyyettir. Merhemi tövbe istiğfardır. Şunu iyi bilesin ki, ilim ALLAH’ın yed-i kudretindedir. Senin yedinde değil. Tövbe kapısı kapanmadan tövbe et. Rahmet-i ilahi sonsuzdur, ihmal etme.

Sen ve kardeşin birlikte ayetlerimi götürün, beni zikretmeyi ihmal etmeyin. ( Taha Suresi, 42 ).

Hazret-i ALLAH bu ayet-i celilede Musa ( aleyhi's-selam )'a hitaben, “kardeşin Harun ( aleyhi's-selam )'la ayetlerimi götürün, beni zikretmeyi ihmal etmeyin” buyuruyor. Dikkat ! ALLAH, elçilerine dahi zikrullahtan gafil olmamalarını emrediyor.

Kim de beni zikretmekten yüz çevirirse, şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olacak ve biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz. ( Taha Suresi, 124 ).

Sıkıntılı, çekilmez, tahammülü güç, bir hayatın mı var ? Kuvvet ve kudret-i ilahiye inanıyorsan bu sıkıntın senin için bir uyarıdır, rahmettir. Ama bu uyarının devamına tahammül güçtür. Feraha çıkmak istiyorsan noksanlıkları nefsinde ara. ALLAH’ı zulümden tenzih ederiz. Her ne kılmışsa adalettir Cenab-ı Kibriya ; her kazaya her belaya kıl rıza, ALLAH kerim.

_________________
HU YA TABİB EL GULUP

YUSUF
Admin

Mesaj Sayısı : 248
puan : 10502
Kayıt tarihi : 21/04/10
Yaş : 26
Nerden : ANKARA

http://galibi.postalboard.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

SÖZ ALLAH'A VERİLİR. BİAT ALLAH ELÇİSİNE OLUR. MÜRŞİDE BİAT VERASET YOLU İLE PEYGAMBERİNEDİR

Mesaj  YUSUF Bir Perş. Mart 17, 2011 4:55 pm


Bu kapı kıyamete kadar açık kalacaktır. Aksini düşünmek rahmet-i ilahiye ters düşer. “Rahmet-i ilahi dün vardı bu gün yoktur demek” gaflettir. ( Hazret-i ALLAH dağına göre kış verir ). Bu abd-i acize manevi vazifemden ötürü inan ve itimat et. Beraber araştıralım. Ezel-i ervahda “beli” diyenlerdendin. Dünyada o türlü imanının zuhurunu nefsinde görmeye çalış. Emr-i ilahiye uymaktan seni alıkoyan nedir, araştırıyor musun ? Emr-i ilahi olan beşeri vazifeni yerine getirmek için çaba sarf ediyor musun ? Hemcinsine karşı faideli olabiliyor musun ? ALLAH’ın yarattığı her şeye karşı sevgi ve merhameti nefsinde hissedebiliyor musun ? Bunları hissetmek ve yaşayabilmek rahmettir. İmanlı kulun şahsında zuhuru görülen lütf-ı ilahidir, rahmettir, İslamiyyettir.

Yukarıda ayet-i kerimede beyan edildiği gibi ALLAH’ı zikretmekten yüz mü çevirdin ? Rabbını sabah akşam bildirildiği şekilde tertib-i ilahinin bahşettiği rahmet-i ilahi olan virdini terk mi ettin ? ALLAH’a söz vermiştin. Veraset taşıyan şeyhinin şahsında Peygamber Efendimizin manasına biat etmiştin. Dünya durduğu müddetçe bu türlü rahmet-i ilahi her an mevcut olup kıyamete kadar devam edecektir, inşallah.

“Kullarım rahmetimden mahrum olmasınlar” diye türlü sebeplerle rahmetini ihsan eden Hazret-i ALLAH “kulum bu rahmetimi görmüyorsa mahşerde de kör olacaktır” buyurdu.

Derviş mürşidinin manevi vazifesinde Peygamberine biat eder. Söz ALLAH’a verilir, biat Peygamber efendilerimize yapılır. Yaşadığı zamana yetişemedin ise her zaman bu türlü rahmet-i ilahi mevcuddur. Noksan değildir. Veraset taşıyan, izin ve icazet sahibi mürşide biat edilir. Mürşitten gayrısı kendi ismine biat alamaz. Manevi yardımcıları da mürşidine vekaleten biat alır. Çavuşluk vazifesi olanlarda ders verme yetkisi yoktur. Ancak mürşidine bildirmek kasdi ile tarife verir. Vekaleten biat caiz olup, şer’an vekaletin vekalete vekaleti de caizdir. Günlük virdini tarif ederler. Mürşidine bildirene kadar tarifeli derviştir. Bildirildiği zaman biatı tamamlanmış olur. Vazifeli halife, nükaba, naib efendiler de ders verirler. Ancak mürşidinin ismine biat alır. Kendi isimlerine biat alamazlar.

Bu saydıklarım maneviyatın tertibi olup hikmettir, ferahlıktır. Bu ifade ettiklerim ehline malumdur. Kimsenin hudutsuz yetkisi yoktur. Güç ALLAH’ındır. Şeriatına tabi olduğun ALLAH’ın elçisini, hele şeyhini ilahlaştırma. Kuvvet-i kudret-i ilahi karşısında acizdirler, kuldurlar. Peygamber efendilerimize, ALLAH’ın elçilerine derece ve üstünlük vermeye kalkışma. Hazret-i ALLAH bu türlü bilgisizlikten kullarını kesinlikle men ediyor. Semavi dine tabi olan çok kişiler peygamberlerini ilahlaştırmakla küfre düştüler, İslamın dışına çıktılar. Aksini düşünmekten Rabbıma sığınırım.

Varisü’n-nebi, nedim-i ilahiyi bul, biat et. Onun şahsında Peygamberine beyat etmiş olursun. Şüphen olmasın, aksini düşünme. Gayretullaha dokunursun. Tertib-i ilahiyi bilgisizce inkar edenlerden olmayasın. Zararın yalnız nefsine değil. Menfi icraatınla ALLAH’ın kullarının manalarını bilgisizce öldürürsün. İnsaf et, Mahşerde ALLAH seni affetse de, manasını öldürdüğün kişilerin ellerinden yakanı kurtaramazsın. Evet, dünyada zahir ilminden hayli istifade ediyoruz amma yeterli değil. Tek kanatla kuş dahi uçamaz. Sen nasıl uçacaksın. Uçamıyorsun. İnadı bırak. Bu abd-i acizin uyarılarına kulak ver. Benlikten kurtul ki, yokluk seni ihata etsin. Bu yokluk kulluk makamının zirvesidir. Yokluk beşere, varlık ALLAH’a mahsustur. Beşer kendine varlık sıfatını mal etmeye cüret ederse, iki cihanda da rezil olur, sahtekardır. Kur’an-ı Azimü’ş-şan’da mevcut biat hakkındaki ayet-i kerimelerden bir tanesini olsun yazmadan geçemeyeceğim.

_________________
HU YA TABİB EL GULUP

YUSUF
Admin

Mesaj Sayısı : 248
puan : 10502
Kayıt tarihi : 21/04/10
Yaş : 26
Nerden : ANKARA

http://galibi.postalboard.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

HABİBİM SANA BİAT EDENLER ANCAK ALLAH’A BİAT ETMEKTEDİRLER

Mesaj  YUSUF Bir Perş. Mart 17, 2011 4:55 pm



Muhakkak ki, sana biat edenler ancak ALLAH’a biat etmektedirler. ALLAH’ın eli onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdini bozarsa ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de ALLAH’a verdiği ahde vefa gösterirse ALLAH ona büyük bir mükafat verecektir. ( Fetih Suresi, 10 ).

Bu ayet-i kerimenin zuhuruna umre ziyaretinden Peygamber Efendimiz ve ashabının mahrum edilmesi ve Osman-ı Zi’n-nureyn ( r.a. ) Efendimizin elçiliğinin uzamasının verdiği üzüntüden dolayı alınan biat ise de, her mevzuda sık sık görülen biatlar her zaman her hal ü karda geçerli olup emr-i ilahidir. Her hangi bir zamana mahsus değildir. Dünya durdukça var olacaktır. Rahmet-i ilahidir. Kur’an’ı Azimü’ş-şan’ın kıyamete kadar baki olduğu gibi.

_________________
HU YA TABİB EL GULUP

YUSUF
Admin

Mesaj Sayısı : 248
puan : 10502
Kayıt tarihi : 21/04/10
Yaş : 26
Nerden : ANKARA

http://galibi.postalboard.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

ZİKRULLAH VELİLİĞİN DİPLOMASIDIR. ANCAK RAZI OLDUĞU KULUNA İHSAN EDER

Mesaj  YUSUF Bir Perş. Mart 17, 2011 4:56 pm



"( Resulüm ) sen onların söylediklerine sabret. Güneşin doğmasından önce de, batmasından önce de Rabbını övgü ile tesbih et. Gecenin bir kısım saatleri ile gündüzün etrafında ( iki ucunda ) da tesbih et ki, sen ALLAH’tan razı olasın, ALLAH da senden razı olsun." ( Taha Suresi, 130 ).

Tesbih zikrullahın çoğulu olup, tesbihat da tesbihin çoğuludur. Dervişin virdinin esasıdır. "Virdi olmayanın varidi olmaz" denildi. Vird dervişin her gün yaptığı tesbihatıdır, ezkarıdır. Evradı da vardır. Salikin günlük vazifesidir, adetlidir. Maneviyatın tertibidir. Sıhhatli mürşide “huddem”i verilmiştir, yani ağırlığı alınmıştır. Eğer sıhhatli virdin yok ise bu türlü rahmet-i ilahiyi çeşitli desiselerle kabul edemiyorsan, bu asiliğinle ALLAH’tan rahmet yönünde bir şeyler isteye biliyor musun ? İstesen de yapmacık olur. Çünkü emr-i ilahiyi emredildiği gibi değil nefsinin hazzına göre uydurmuşsun. Yokluğu nefsinde müşahede ederek var olan Rabbına hangi ismi, hangi sıfatı ile tazarru ve niyaz edeceksin ? Ferahlıkta kazanmadın ki darlıkta bulacaksın. Virdin yok. Halik’ına ihtiyaç duymamışsın. Fizik dışı gördüğün metafiziği, tecelliyatı elbet kabul edemezsin. Yüzün kızarmıyor mu ? İhtiyaçlarını arz etmek için başka isteyeceğimiz merci var mı ? diyorsun. Doğru, elbet yok. Verilen manevi vazife başkalarını hakir görmek, kişiyi ALLAH’tan kaçırmak, rahmetten ümidini kesmek değil, haşa. Ehl-i hakıykatı rahmet dışı gösterdiğin için sen kardeşimi uyarabilirsem vazifemi yapmanın hazzını duyarım, inşallah. Nahl Suresi 43. ayette beyan edildiği gibi Enbiya Suresi 7. ayet-i celilede de :
Biz senden önce de kendilerine vahiy verdiğimiz erkeklerden başkasını Peygamber olarak göndermedik. Eğer bilmiyorsanız zikir ehlinden sorunuz.( Enbiya Suresi, 7 ).

Hazret-i ALLAH’ın “sorunuz” dediği erbab-ı zikirden eylesin. Amin ve selamün ale'l-mürselin ve’l-hamdü lillahi Rabbi'l-alemin .
Onlar bıkıp usanmaksızın gece gündüz ALLAH’ı tesbih ederler. ( Enbiya Suresi, 20 ).
De ki : ALLAH’a karşı sizi gece gündüz kim koruyacak ? Öyle iken onlar ALLAH’ın zikrinden yüz çevirirler. ( Enbiya Suresi, 42 ).

Cenab-ı Hakk’ın bu kadar açık bildirisi karşısında ruhi bunalım ve sıklet duymadan zikir ayetlerini hala tahrife cüret edebiliyorsan, bu yönlü korkusuzca davranışlarını ödülsüz ( ! ) bırakmak haksızlık olur. ALLAH’ın kullarını çeşitli desiselerle ALLAH’ın zikrinden uzaklaştırmak için bütün var gücü ile rahmet-i ilahiyi tahrif eden kişiye ALLAH’ın verdiği sıfat ve isimle ödül madalyonunu okuyayım : “ZALİM”. Ey benim tefekkürsüz kardeşim, lütfen bu sıfattan kurtul. Kurtulmak için ALLAH’ın tertip ve tanzimine riayet etmeye mecbursun.

_________________
HU YA TABİB EL GULUP

YUSUF
Admin

Mesaj Sayısı : 248
puan : 10502
Kayıt tarihi : 21/04/10
Yaş : 26
Nerden : ANKARA

http://galibi.postalboard.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: TASAVVUF VE ZİKRULLAH

Mesaj  Sponsored content Bugün 12:05 pm


Sponsored content


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz