GALİBİLİK
Galibi Tarikatı (Galibilik): Kadiri ve Rufai tarikatlarının birleşiminden doğan, Muhammedi Tasavvufun bir koludur. Peygamberinin getirdiği ahkam dan ayrılmadan, zamanın haramiyeti belli olanların dışında, medeniyet ve teknolojiyi Tasavvufi bir anlayış içerisinde dinin vazgeçilmezi kabul eden H.Galip Hasan Kuşçuoğlu'nun, Kuran ve Hakikatten ayrılmadan, Emri İlahiler ışığında, Asrın idrakı ile, Dini anlayış ve dünyayı görüşüne göre, 21.yüzyılda sistemleştirdiği; mezheb olarak Hanefi, meşrep olarak Alevi olan Muhammedi bir tarikattır.

EĞER FORUMUZA KAYITLI DEĞİLSENİZ KAYIT OL SEKMESİNE TIKLAYARAK 1 DAKİKA İÇİNDE KAYIT OLUN . FORUMUMUZDAN SINIRSIZ YARARLANMAK VE PAYLAŞIMLAR YAPABİLMEK İÇİN SİZLERİ BEKLİYORUZ . ÜYEYSENİZ GİRİŞ YAP SEKMESİNDE FORUMA GİREBİLİRSİNİZ .

SEYYİD ALİ SEZAİ KURTARAN EFENDİ

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

SEYYİD ALİ SEZAİ KURTARAN EFENDİ

Mesaj  YUSUF Bir Çarş. Mart 23, 2011 3:44 am

Şeyh Ali Sezai (Kurtaran) Efendi,

Kahramanmaraş’ın kahramanlık payesini almasında çok önemli bir rolü olan kurtuluş mücadelesinde adeta manevi komutanlık yapmış bir şahsiyettir. Ali Sezai Hoca ya da Şıh Ali Efendi olarak anılan Şeyh Ali Sezai Efendi, Emir Abdülcelil zade olup şecere yönünden de Hazreti Hüseyin’in (r.a.) soyundan geldiği için seyyit’dir. Bilinen ilk dedesi Emir Abdülcelil’dir. Onun oğlu Veli Mehmet, onun da oğlu Hacı Ahmet’dir. Şeyh Ali Sezai Efendi, Hacı Ahmet Efendi’nin oğlu olup annesi de Fatma hanımdır. 1867 yılında Şekerli mahallesinde dünyaya gelmiştir. Daha 5 yaşında iken babası ölmüş ve kız kardeşi Ayşe hanımla öksüz kalmışlardır. Eniştesi Saraç İbrahim efendinin bir ara Hatay’ın Akbez kasabasına göçmesiyle kendisi de birlikte götürülerek oradaki Fransız okuluna bir müddet devam ettirildiği için Fransızcayı öğrenmiştir.

Daha sonra Kur’an, dinî dersler ve diğer genel bilgileri o yörenin hoca efendilerinden öğrenmiştir. 17 yaşında iken halkın saygı duyduğu Rufai şeyhi Şakir efendi’nin müridi olarak tekkesine devam eder ve şeyh efendinin tavsiyesi ile sakal bırakır. Bir süre sonra şeyhinin gönlünü kazanarak icazete lâyık görülür ve 24 yaşında iken şeyhliği tasdik edilir. 1892 yılında da Nakşibendi şeyhi Darendeli Hacı Mehmet Efendi’den Nakşibendi, 1893 yılında da Urfalı şeyh Mustafa Efendi’den ikinci defa Nakşibendi şeyhliği icazeti almaya hak kazanmıştır. 1896 yılında Kalalı İmam zade Hacı Osman Efendi’den Kadirî ve Halep nakibi Mehmet Ebülhüdâ efendi’den ikinci bir Rufai şeyhliği icazeti almıştır. Sahip olduğu Fıkıh bilgisini Maraş’ta tekkesine devam ettiği şeyhi Kalalı Hacı Osman Efendi’den öğrenmiştir. “Şeriat bilgisine vakıf olmayan bir insanın şeyh olamayacağını ve bir şeyh efendinin dört mezhebe mensup müslümanların da sorunlarına açıklık getirebilecek bilgiye sahip olması gerektiğine” inanırdı. Maraş’ta Alaüddevle vakıflarından olan ve Hatuniye camii civarındaki Çiftli Zâviye, bu zâviyeyi yöneten ve Pazarcıklı Osman Dede’nin müridleri olan zâviyedarların ölümünden sonra, 1862 yılından beri zâviyedarlığı kimseye verilmediği için bakımsız kalmıştı. Zamanla harabeye dönmek üzere olan bu zâviye ve müştemilatının bakımı ve onarımını üstlenen Şeyh Ali Sezai Efendi, 1894 yılından itibaren zaviyede 5 vakit ezan okunup namaz kılınır hale getirmiş ve haftanın muayyen günlerinde yapılan Rufai zikir âyinlerini de yönetmiştir. Sonunda 1912 yılında Padişahlık Evkaf Nazırlığının beratı ile Zâviye ve zâviyeye ait olan üç dükkan ve diğer müştemilatın bakım onarımından sorumlu olmak şartıyla Zâviyedarlık görevi Şeyh Ali Sezai Efendiye verilmiştir. Zâviyede cemaatla namaz kılma ve zikir âyinlerinin yanı sıra gündüzleri de yetenekli çocuklara din dersleri verilmiştir. Zâviye aynı zamanda anlaşmazlıkların giderildiği ve küskünlerin barıştırıldığı bir görevi de üstlenmiştir. Çiftli Zâviye, kurtuluş savaşında içindeki geniş kapsamlı kütüphanesi de dahil olmak üzere bütün eşyaları ile yanmıştır. Kurtuluş savaşının o hengâmesinde Şeyh Ali Sezai’nin Şekerli mahallesindeki evi ile zâviye bitişiğindeki kaldığı ev de yanmıştır. Zâviyede çocuklara yönelik din dersleri, güzel yazı yazma ve diğer genel bilgilerden istifade etmek isteyen bazı yahudi aileler de çocuklarını zaman zaman buraya göndermişlerdir. Tekke ve zâviyelerin Kanunla yasaklanmasıyla Türkiye genelindeki tekke ve zâviyelerle birlikte Çiftli Zâviye de kapatılmıştır.

Maraş’ın kurtuluşundan sonra Türkiye genelinde devam eden Millî Mücadele’nin başarısı için Maraş’ta yeni yeni teşekkül ettirilen askerî birliklerin bilgilendirilmesi ve moral kazandırılmasında Şeyh Ali Sezai Efendi görevlendirilmiştir. Daha sonra 1924 yılında gezici öğretmenlik görevi verildiği için Pazarcık ilçesi köylerindeki vatandaşlarımızın devlete olan bağlılığını ve itaatlerini arttırmıştır. Hatta Fransız ve İngiliz ajanların bu köylerdeki insanlarımıza yönelik olumsuz propagandalar bile etkisiz olmuştur. Gezici öğretmenlik görevi 1926 yılına kadar devam etmiş olup daha sonra Maraş merkez vaizliğine tayin edilmiştir. 1937 yılında ölümüne kadar Ulu Camiideki vaizlik görevini sürdürmüştür. Soyadı Kanunun çıkması ile Maraş Valisi Fahrettin KİPER’in tavsiyesi ile Şeyh Ali Sezai Efendi, KURTARAN soyadını almıştır.

Şeyh Ali Sezai Efendi, heybetli bir görünüşe sahip olduğu halde güler yüzlü ve alçak gönüllü bir kişiliğe sahipti. Maraş’taki Hristiyan ve Yahudi din adamları ile iyi bir diyaloğ içinde olmuştur. Bundan dolayıdır ki Müslüman ve gayri müslim halkımızın sevgisini kazanmıştır. Etkileyici bir hitabet gücüne sahip olduğu için millî bayramlarda görev verilerek halka hitabederdi. Kişisel olarak hiçbir derdinin olmadığını söyler ve hasta yatağında bile ziyaretine gelenlere Allah’a şükrettiğini belirtirdi.

1930 lu yıllarda diğer bir kısım aydınlar gibi Şeyh Ali Sezai Efendi de, o devrin mahallî yöneticilerinin suni senaryolarla devlete ve cumhuriyete karşı imiş gibi gösterilmek istenmiş olup, ömrünün son zamanlarında hasta yatağında bile rahat çok görülmüştür. Dönemin belediye başkanının emriyle mezarlıktaki birer eser niteliği taşıyan mezar taşlarının kırılarak amacı dışında kullanılmasına karşı çıkan halk ile beraber olduğu için bu haksızlığa uğratılmıştır. Suç unsuru olarak emniyete getirilen önceden hazırlattığı kendine ait olan mezar taşında Allahümme edhilnel Cennete bi hürmeti Lâ ilâhe illallah. 22 Cemaziyelahir (Hicri) 1336 ibaresi mevcuttu. Mezar taşı Harf İnkılâbından daha önce hazırlandığı halde, inkılâp düşmanı imiş gibi iftira atılmıştır. O günlerde Şeyh Ali Sezai Efendi’ye reva görülen eziyetlerin detayından bahsederek sizleri üzmek istemiyoruz. Zaten İslam ve Türk tarihi incelendiğinde bu gibi iftira ve komplolara rastlamak mümkündür. İşte bu iftiralarla ilgili soruşturmalar sırasında evinde bulunan o güzide kitapların tamamı çuvallara doldurularak emniyete götürülmüş ve bir daha geri verilmemiştir. Soruşturma görevlilerinin “ Sizi sorgulamaktan haya ediyorum ama buna mecburum “ şeklindeki beyanları bile Şeyh Ali Sezai Efendi’nin devlete bağlılığını azaltmamıştır. (1)

Zamanının manevi dinamiklerinden olan gönül insanı, dertlilerin dert ortağı, zamanı gelince irşad kaleminin yanı sıra kılıncı da kuşanmasını bilen Şeyh Ali Sezai Efendi; zâviyede hoca, mahallede vatandaş, evinde şefkatli bir eş ve baba, kurtuluş mücadelesinde de teşkilatçı bir manevi komutandır. Ömrünü dini, devleti, milleti ve dervişleri olan talebelerine adamış olan Şeyh Ali Sezai Efendi nihayet 11 Haziran 1937 yılında Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur. Ardında gözü yaşlı bir eş, ikisi erkek olmak üzere altı çocuğunu geride bırakmıştır. Şeyhin vefâtı ile talebeleri de boynu bükük mahzun kalmıştır. Mezarı Kahramanmaraş Şeyhadil mezarlığının eski sanayii karşısındaki 1 no’lu ana giriş kapısından girilip şehitliğe giderken 40-50 metre ilerde sağdadır. Mezar taşında yeşil sarık şekli verilmiştir. Başucundaki taşta günümüz Türkçesi ile ayakucunda ki taşta da arapça ifadeli tanıtım yazısı vardır. Mezarının yanında eşi ve ailesinin diğer fertlerine ait mezarlar vardır.

Şeyh Ali Sezai Efendi, kendisinin derslerine devam eden öğrencilerinden Hacı Mustafa YARDIMEDİCİ ve Sofu Ökkeş MARAŞLIOĞLU efendiler gibi iki önemli kişiyi şeyhlik mertebesine kadar yükselecek şekilde yetiştirmiştir.

Bunlardan tabur (Ya da alay) imamı olarak da bilinen Sofu Ökkeş Efendi, Askeriyedeki görevinden ayrıldıktan sonra bir süre eski cezaevi şimdiki jandarma binası karşısındaki Bayazıtlı Camii’nde daha sonra da Adliye Büyüksu Camii’nde görev yapmıştır. Daha sonra imamlık görevinden emekli olmuştur.

Hem görevde iken hem de emekli olduktan sonra vefâtına kadar dergâhın derslerini Kanlıdere civarındaki evinde devam ettirmiştir.Sofu Ökkeş Efendi 16.02.1971 tarihinde rahmetli olunca oğlu Abdullah efendi dersleri devam ettirmiştir. Abdullah efendinin de 01.02.1978 tarihinde ölümü ile yalnız kalan ve sayıları da azalan dergâhın dervişleri gönül susuzluğunu gidermek üzere kısmeti olan diğer dergahlara intisap etmişlerdir.

Dergahın diğer talebesi olan Hacı Mustafa EFENDİ de kısa bir süre sonra maneviyattan aldığı bir emirle Ankara’ya taşınmıştır. Hacı Mustafa Efendi Ankara’da Akdere semtinde ikamet ederken Suluhan da esnaflık yapmıştır. İşte bu esnaflığı sırasında aslen Çorumlu olan ve mobilyacılıkla uğraşan Galip Hasan KUŞÇUOĞLU’nu kendine talebe ve dergâha derviş olarak alıp maneviyatta eğitmiştir. Galip Efendi bu ilk kavuşma ânını ve önceki haleti ruhiyelerini anlatmak istediğinde; Hacı Mustafa Efendi hemen sözünü keserek”Sus, anan arap olsun. Ben Maraş’tan yalnız senin için geldim.” Dediğinden bahseder(2). Hacı Mustafa Efendi, Dizinin dibinde eğittiği Hacı Galip Efendi tasavvufî terimlerle ifade edecek olursak sırasıyla Çavuşluk, Nakiplik, Halifelik ve ardından da Şeyhlik icazeti alacak seviyeye getirmiştir. Hacı Mustafa Efendi bu irşad görevini tâ ki 23Ağustos 1968 yılına yani vefâtına kadar devam ettirmiş olup mezarı Ankara dışkapı Asri mezarlığındadır.

Bugün ise Hacı Galip Hasan KUŞÇUOĞLU Efendi de irşadları ile çevresine manevi ışıklar saçmaktadır. Galip Efendi de Konya’lı Miktad Baba’dan Mevlevî, kayın pederi olan Çorumlu Hacı Mustafa Anaç Efendi’den Rufai ve Hacı Sami Efendi’den Nakşibendi şeyhliği icazeti almaya hak kazanmıştır. İrşad görevini, yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı olmayacak şekilde yürütmektedir. Bilim ve teknoloji hayranı olan Galip Efendi’nin fikir ve düşünceleri yurdumuzun çeşitli illerinde de benimsenmektedir. Bu konudaki mesajları günümüz teknolojik imkânlarını kullanarak insanlarımızın istifadesine sunulmaktadır.

Maraş’ın işgali sırasında; Mısır asıllı İngiliz işgal kuvvetleri siyasi temas memuru yüzbaşı Hasan Rufai, Türkçesini geliştirmek maksadı ile Şeyh Ali Sezai Efendi’den ders alıyor gibi görünerek gizli görüşmeler yapar ve sebepsiz yere ermenilerin şikayetleri üzerine yargılanan ileri gelenlerin kovuşturmalarından vazgeçilmesine bu görüşmelerin etkisi olur. Hattâ işgal kumandanı ile bizzat Şeyh Ali Sezai Efendi de görüşür. Bu konularda Komutan Hasan Rufai’nin çok faydası olmuştur.(3)

İşte bu Hasan Rufai adlı müslüman komutan, üzerinde İngiliz işgal kuvvetleri üniformasını taşıdığı halde Maraş’tan çekilirken ingiliz cephanesinden silah ve mühimmattan bir kısmının müslüman mahalli kuvvetlere gizli olarak aktarılmasında yardımcı olmuştur.(4)

Maraş kurtuluş mücadelesini konu edinen “Sahibini arayan madalya” isimli filmde tiyatro sanatçısı Baykal SARAN beyefendi Şeyh Ali Sezai Efendiyi canlandırmıştır. Filmin bir yerinde; İşgal günlerinde gönüllü görevlileri toplantıya çağırırken “Hatme var” diyerek şifreli duyuru yapılmıştır. Bir başka yerinde de; beşikteki öldürülen bebeyi getirip “daha da sabırlı olalım mı?” diye feveran eden görevliye Şeyh Ali Sezai Efendi’nin metanet telkin ettiği bilinmektedir. Ama filmdeki işgal komutanı ile yapılan görüşmedeki; işgal komutanı ile Şeyh Ali Sezai Efendi’nin karşılıklı konuşmalarındaki vakar içindeki karşı koyma davranışı ve “ Kumandan bey!.. Kumandan bey!.. diye başlayan tok sesi ile komutanı susturucu cevapları hafızalardan silinecek gibi değildir(5). Her Maraşlı’nın seyretmesi ama mutlaka seyretmesi gereken bir film olduğunu düşünüyorum. Seyredilsin ki bizim atalarımızın memleketi nasıl kurtarmış olduklarını bugün ki nesil o günleri ibretle öğrensinler.

Birgün dergaha gelip bir kenara oturan yaşlı bir insanı göstererek Şeyh Ali Sezai Efendi; talebesi olan Sofu Ökkeş Efendiye içerden bir tabak bal getirmesini söylüyor. Gelen balı göz yaşları içinde yiyen ihtiyar,” az önce oğlu tarafından leğenle eve getirilen baldan bir yudum bile alamadığını” yine göz yaşları içinde anlatıyor ve şeyh efendiye hayır dualar ediyor.

Şeyh Ali Sezai Efendi’nin torunu Hasan AYTEMİZ Bey anlatıyor: Bir gün dergaha hırsız girmiş ve bulunamıyormuş. Birkaç gün dergâhtan alınanların getirilmesini beklemişler. Gelmeyince Şeyh Ali Sezai Efendi, öğrencilerinden birinin babası olan emniyet amirinin yardımlarını rica etmiş. Amir bey de bu işi Hoca Efendi’nin kendisinin çözmesini beklediklerini öğrenciyle iletmiş. Bunun üzerine Şeyh Ali Sezai Efendi bir kaba koyduğu suyu okuyup dualamış ve fırına sürmüş. Kahvede oyun oynamakta olan hırsızlık yapan kişi, su ısındıkça yanıyor ve yerlerde yuvarlanıyormuş. Durumunu görenlerin ne oldu diye soranlara “Dergaha ben girdim, Yanıyorum.” diye feryat etmiş.

Dört evlilik geçirmiş olan Şeyh Ali Sezai Efendi’nin 8 çocuğu küçükken Ahmet Said adındaki oğlu lise öğrencisi iken vefât etmiştir. Fatma Salime, Hatice Naciye, Gülsüm Zübeyde adlı kızları ile Seyyit Mehmet Halit adlı oğlu ve bu çocuklarından torunları olmuştur.

Halit KURTARAN olarak tanıdığımız emekli öğretmen Halit ağabey, geçen yıllarda rahmetli olmuştur. Rahmetli Halit ağabeyi, özellikle Cuma günleri Bonmarşe’de, diğer bazı günlerde de Camcı İncimez Mehmet Amcanın dükkanında görmek mümkündü.

İlimizde sağlık Müdürlüğü de yapmış olan Dr. Sezai KURTARAN bey Halit ağabeyin oğludur. Ayrıca önceki yıllarda vefât eden Adil AYTEMİZ ile eczacı Hasan AYTEMİZ bey de Şeyh Ali Sezai Efendi’nin kızının oğullarıdır.

Ankara Merkez vaizliğinden emekli Şevket ve Şakir YARDIMEDİCİ beyler ise Hacı Mustafa Efendi’nin oğullarıdır.

Belediyeden emekli Mustafa FIRIŞ bey ve Veysi FIRIŞ bey ile Saatçiler pasajı eski esnaflarından Necati GÜNAL bey de Sofu Ökkeş Efendi’nin kızlarından dolayı torunlarıdır.

Sonuç olarak bu çalışmamızın, Maraş’ımızın yetiştirdiği mümtaz şahsiyetlerin günümüz insanlarına tanıtma çalışmaları zincirine bir halka olmasını diliyorum. 2009 yılında İRFAN Derneği tarafından torunları ve sevenlerinin katılımı ile Necip Fazıl Kültür merkezinde bir anma programı yapılmıştı. Takip eden yıllarda da doğum yada ölüm yıl dönümlerinde veya Kurtuluş Haftasında Şeyh Ali Sezai Efendi’nin hatırlanması ve adına program düzenlenmesine bir vesile olunursa kendimizi mutlu hissedeceğiz. Allah’a (c.c.) emanet olunuz.

Faydalanılan kaynaklar:
1. Şeyh Ali Sezai Efendi tarafından kaleme alınan KURTULUŞUN GÜNLÜĞÜ adlı yayımlanmamış olan eseri için oğlu M.Halit KURTARAN tarafından yazılan babasının hayat hikayesi.

2. Galip Hasan KUŞÇUOĞLU, Tasavvuf ve Zikrullah.

3. Celal ÇOĞALAN – Halit KURTARAN, Her yönüyle Maraş.

4. Mehmet ALPEREN, Kurtuluşun manevî mimarları.

5. Sahibini arayan madalya adlı film.

Not: Bu yazı, Kahramanmaraş’ta yayımlanan MEMLEKET Gazetesinin 11 ve 12 Haziran 2003 günlü nüshaları, yine Kahramanmaraş’ta her yıl 12 Şubat günleri Kahramanmaraş’ın kurtuluşu hatırasına yayımlanan TARİHİ UZUNOLUK Dergisinin 2005 yılı sayısı ve MANŞET gazetesinin 11,12,13 v3 15 Haziran 2009 tarihli nüshalarında yayımlanmıştır.

Mustafa ZİNCİRKIRAN

_________________
HU YA TABİB EL GULUP
avatar
YUSUF
Admin

Mesaj Sayısı : 248
puan : 11238
Kayıt tarihi : 21/04/10
Yaş : 27
Nerden : ANKARA

http://galibi.postalboard.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz