GALİBİLİK
Galibi Tarikatı (Galibilik): Kadiri ve Rufai tarikatlarının birleşiminden doğan, Muhammedi Tasavvufun bir koludur. Peygamberinin getirdiği ahkam dan ayrılmadan, zamanın haramiyeti belli olanların dışında, medeniyet ve teknolojiyi Tasavvufi bir anlayış içerisinde dinin vazgeçilmezi kabul eden H.Galip Hasan Kuşçuoğlu'nun, Kuran ve Hakikatten ayrılmadan, Emri İlahiler ışığında, Asrın idrakı ile, Dini anlayış ve dünyayı görüşüne göre, 21.yüzyılda sistemleştirdiği; mezheb olarak Hanefi, meşrep olarak Alevi olan Muhammedi bir tarikattır.

EĞER FORUMUZA KAYITLI DEĞİLSENİZ KAYIT OL SEKMESİNE TIKLAYARAK 1 DAKİKA İÇİNDE KAYIT OLUN . FORUMUMUZDAN SINIRSIZ YARARLANMAK VE PAYLAŞIMLAR YAPABİLMEK İÇİN SİZLERİ BEKLİYORUZ . ÜYEYSENİZ GİRİŞ YAP SEKMESİNDE FORUMA GİREBİLİRSİNİZ .

AHMED ER RUFAİ HAZRETLERİ

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

AHMED ER RUFAİ HAZRETLERİ

Mesaj  YUSUF Bir Perş. Nis. 29, 2010 5:26 pm

AHMET ER RUFAĐ HZ.

HAYATI

Rufâî Tarikatı’nın kurucusu, piri, büyük mutasavvıf Seyyid Ahmed er-
Rufâi kuddise Sirruhu, (512-578/118-1182) yılları arasında yasamıstır.
Neseb-i Serifleri Đmam Hüseyin bin Ali Radiyallahû Anhuma’ya vasıl olur.
Ahmed er Rufâî’nin Hazreti Hüseyin Radiyallahu Anh soyundan gelen bir
Seyyid olduğunda bütün kaynaklar birlesir. Babası Seyyid Ali, Annesi ise
Ebu Eyyûb el Ensarî’nin torunlarından Fatıma el Ensarî’dir.
Ahmet Rıfai Hazretlerinin dayısı, büyük alim Mensur (r.a.) söyle anlattı:
“Bir gün manevi alemde Peygamber Efendimiz’i (s.a.v.) gördüm. Bana,
“Ey Mensur! Kız kardesin kırk gün sonra Ahmet isminde bir çocuk dünyaya
getirecek. Bu çocuğu, Aliyyül Kari Vasıti’nin (r.a.) terbiyesine teslim et. Bu
Zat, ALLAH indinde azizdir, sakın ihmal etmeyiniz.” buyurdular. Tam kırk
gün sonra Ahmet dünyaya tesrif etti
Dedesi Seyyid Yahya, Abbasi halifesi tarafından Basra’da bulunan Siiler ve
Sünniler arasındaki kavgalara son vermek üzere görev verilmis o da bu
görevi en iyi sekilde yerine getirerek Basra, Vâsıt ve Batâih bölgelerinde
huzuru sağlamayı basarmıstı. Đste Ahmed er Rufâi’nin babası olan Seyyid
Ali bu zatın oğludur. Ahmed-er Rufâi, Bağdat ile Basra arasında Bataih
(bataklık yerler) bölgesinde Ümmüabide köyünde dünyaya tesrif etmistir.
Seyyid Ahmed-er Rufâi Hazretleri, yedi yasına kadar babası Seyyid Ali’nin
nezdinde kaldı. Yedi yasında iken babası vefat edince, devrin büyük
mutasavvıflarından olan dayısı ve seyhi Mansur el Batâihi, annesi ve
kardesleri ile birlikte Onu himayesine aldı. Küçük yasta hafızlığını
tamamladıktan sonra Peygamber Efendimiz’in manevî isareti üzerine dinî
ilimlerini tahsil için Seyh Ali Ebu’l fazl el Vasıtî’ye teslim edildi. Sey Aliyyül
Vasıtî hazretleri Peygamber efendimizin manevî emrine imtisalen Ahmeder
Rufâi’nin tahsil ve terbiyesinde büyük bir dikkat ve titizlikle hareket
ederek son derece ihtimam ve gayret gösterdi. Ahmed-er Rufâi aklî ve
naklî ilimlerde çok üstün bir gayret ve basarıyla ilim kariyerine sahip oldu.
Hakiki bir fıkıh, hadis, tefsir alimi ve hakiki bir mutasavvıftı. Ayrıca çok
mükemmel bir hatipti de... Seyyid Ahmet Rufai (r.a.); orta boylu, nur
yüzlü ve buğday benizli idi. Saçları siyah, sakalı seyrek, alnı açık ve genis
idi. Gözlerine sürme çeker, devamlı tebessüm eder halde bulunurdu. Öyle
güzel konusurdu ki, kalpleri harekete geçirir, sohpetine doyum olmazdı.
Hatta bir keresinde cemaate vaaz-ü nasihat ediyordu. Cemaatte bulunan
alimlerin Ahmet Rufai Hazretlerine çok fazla soru sorduğunu gören Ebu
Zekeriyya (r.a.) onlara müdahale etti. Bunun üzerine Ahmet Rufai (r.a.)
tebessüm edip, “Ey Ebu Zekeriyya! Bu dünya fanidir. Bırakınız ben hayatta
iken sorsunlar.” buyurdular. “Bu dünya fanidir” buyurduğunda, cemaat
fevkalade heycana kapıldı, içlerinden bes kisi orada vefat etti. Orada hazır
bulunanlar içinden, ibadetlerini tam olarak yapamayan binlerce kisi tövbe
edip doğru yola geldi.
Ahmed-er Rufâi, Seyh Aliyyül Vasıtî Kuddise Sirruhu’dan hem icazet aldı,
hem de hırka giydi. Vasıtî Onun için : “Herkes üstadıyla, ben ise talebem
Rufâi ile iftihar ederim” demistir.
Ahmed-er Rufâi, Seyh Aliyyül Vasıtî Kuddise Sirruhu’nun vefatından sonra
dayısı Mansur el Batâihî’nin terbiye ve irsad halkasına girdi. 27 yasına
kadar dayısından tasavvuf dersleri alarak çok kısa zamanda seyr-i
sülûkunü tamamladı. Daha sonra dayısı tarafından Ona “Seyhü’s-süyûh”
unvanı ile birlikte halifelik vererek kendisine bağlı bütün tekkelerin
seyhliğini verdi. Dayısı’nın vefatı üzerine bu yasta posta oturdu. Kuddise
Sirruhu, bütün tekkelerin seyhliğine getirilince, Onu çekemeyenler, iftira
atanlar eksik olmadı.
Yıllar geçtikçe müritlerin sayısı artıyor, sanı söhreti her tarafa
yayılıyordu.Bu durum Irak’taki bazı seyhlerin Onu kıskanmalarına sebep
oldu. Bir çok iftira, itham ve dedikodu ortaya atıldı. Neticede Abbasi
Halifesi el Muktefî’ye, erkek ve kadın müritlerini aynı zikir meclisinde bir
arada bulundurduğu iddiasıyle hicrî 550 yılında sikâyet ettiklerinde, halife
durumu yerinde incelemek üzere bir müfettis gönderdi. Durumu arastıran
ve inceleyen insaf sahibi müfettis inceleme sonunda kanaatlerini bir rapor
haline getirerek söyle demisti: “Bu Seyyid ve müritleri sünnet yolunda
değillerse, yeryüzünde sünnet üzere hareket eden hiç kimse kalmamıs
demektir.” Bunun üzerine Halifesine, yaptırdığı tahkikattan dolayı özür
dileyen bir mektup göndermistir.
.
Misafirler için verdiği yemek haricinden baska bir sey yemezdi. Kendisine
ait olan misafirhane, devamlı olarak dolup bosanırdı. Eli ayağı olmayan
veya cüzzam gibi ağır hasta olan kimseleri yanına alır, onları bizzat kendi
elleriyle yıkar, temizler ve elbiselerindeki yırtıkları yamardı. Çok mütevazi
idi. Daima az konusurdu ve “Sukutla emrolundum.” buyururdu. Namaz
kılarken benzi sararır, kendinden geçerdi. Bir gün kendisi, “Namaza
kalktığım zaman sanki ALLAH Teala bana Kahhar sıfatıyla tecelli edecek
diye korkuyorum.” buyurdu. Ahmet Rıfai Hazretleri hayvanlara karsı çok
sevkatliydi. Kimsenin bakmadığı temiz olmayan ve cüzzamlı bir köpeğe
baktı, onu yıkadı ve besledi. Bir gün paltosunun eteğinde evin kedisi uyuya
kaldı. Namaz vakti geldiğinde kediyi uyandırmaya kıyamadı ve bir müddet
onu sevkatle seyretti. Uyanmayacağını anlayınca kedisinin yattığı yeri
kesti. O haliyle namaza gitti. Geri geldiğinde kedi uyanıp oradan gitmisti.
Kesik parçayı paltosuna tekrar dikti.
Asırı derecede alçakgönüllü ve takva sahibi idi. Bir gün, “Đçinizde benim
ayıbımı, kusurumu görüpte söylemeyen var mıdır? Varsa lütfen
söyleyiniz.” buyurdular. Orada bulunanlardan bir tanesi dedi ki: “Efendim,
ben sizde bir kusur görüyorum.” Bunu isiten Seyyid Hazretleri hiç
üzülmedi, söyleyeni kınamadı ve, “Ey kardesim, lütfen kusurumu
söyleyiniz.” buyurdu. O kimse, “Bizim gibi, size layık olmayan kimseleri
huzurunuza kabul buyurmanızdır.”deyince, basta Ahmet Rıfai (r.a.) olmak
üzere oradakiler ağlamaya basladılar. Bir ara Ahmet Rıfai Hazretleri,
“Hepinizden daha asağı olduğumu biliyorum ve ben sizlerin
hizmetçinizim.” buyurdu. Đbrahim Besti isminde birisi, bir gün Ahmet Rufai
Hazretlerine hakaretlerle dolu bir mektup yolladı. Bu mektubu alan Ahmet
Rıfai (r.a.), yanında bulunan birisine mektubu okuttu. Her türlü iftiranın
içinde bulunduğu bu mektup okununca, Seyyid Hazretleri sükunetle
dinlediler ve, “Doğru söylemis. Eğer ALLAH Teala’nın indinde süpheli bir
durumum yoksa, insanların bana ettiği iftiralara hiç aldırıs etmem.”
buyurdular ve mektuba cevap olarak sunları yazdırdılar: “Muhterem
Đbrahim Besti Hazretleri, ALLAH Teala beni dilediği gibi ve istediği yerde
yarattı. Sizin doğruluğunuza güveniyorum. Hayır dualarınızdan beni
mahrum bırakmamanızı ve haklarınızı helal etmenizi yüksek zatınızdan
istirham ediyorum.”
Ahmed er Rufâi Hazretleri, Hicri 555 senesinde hacca gitmistir. Hac
dönüsü Medine’de Ravzaı Mutahhara’yı ziyaret etmistir. Peygamber
Efendimizin kabri önünde su nidada bulunmustur. “Esselâmü Aleyke ya
Ceddi!” Peygamber Efendimizin kabrinden: “Aleyküm Selam Ya Veledi”
cevabı duyulmustur.. O sırada orada bulunan bütün ziyaretçiler bu sesi
isitmislerdir. Bunun üzerine vecde gelen Seyyid Ahmed-er Rufâi’
Hazretleri, titreyerek diz çöküp sunları söylemistir. “Uzakta iken ruhumu
gönderiyordum. Bana, vekâleten toprağını öpüyordu, simdi ise
huzurundayım su mübarek elini uzatıver de dudaklarım onunla haz duysun
!..” Peygamber Efendimiz’in kabrinden nuranî eli dısarıya uzanmıs ve
bütün ziyaretçilerin gözleri önünde O, bu eli öpmüstür.
Bu hadise (Burhan) bir tevatür derecesinde hacılar arasında yayılmıs,
bütün Đslâm ülkelerinde duyulmustur. Sahidler arasında devrin tanınmıs
sofileri de vardır. Abdukadir Geylâni Hazretleri, Seyyid Ahmed-er Rufâi’
Hz.leri için : “ Sahabe-i Kiram, müçtehidinden mada tabakat-ı evliyadan
hiç kimse Ahmed’er Rufaî Hazretlerinin makamına vasıl olamamıstır.”
Demistir.
Hicri 560 yılında Abbasi halifesi olan el-Müstencid, kendisini Bağdat’a
davetinde karsılamak üzere oğlunu vazifelendirmistir. Sarayda davetliler
arasında devrin ileri gelen Seyhleri- mutasavvıfları da hazır bulundular.
Her biri sırayla sohbet eder, söz sırası Ahmed-er Rufâî hazretlerine gelince
bir konusma yapmıs Halife el Müstencid, Ahmed-er Rufâî’nin sohbetini
ağlayarak dinlemistir. Daha sonra Seyyid Ahmed-er Rufâî babasının
Bağdad’taki türbesi civarında zikir meclisi tertip ederek, Halifenin de bizzat
bu mecliste bulunmustur.
Kaynaklarda Rufâî hazretlerinin, ikinci bir defa daha hacca gittiği , arafatta
Hızır (a.a) ile karsılastığı ve Hızır’ın kendisine tac ve hırka giydirdiği ifade
edilmektedir.
Đlk esi Hatice binti Ebi Bekir el Vasıt- en Neccavi’den Fatıma ve Zeynep adlı
iki kızı olmus, esinin vefatından sonra evlendiği ikinci esi Rabia’dan sonra
Salih isminde bir oğlu olmus ve küçük yasta vefat etmistir. Nesli iki kızı ile
devam etmistir. Fatıma^dan Đbrahim Azeb (609) ve Ahmed-el Ahdar
(645) adlı devrinde meshur olan iki Sûfî, Zeyneb’den ise ikisi kız, altısı
erkek torunları olmustur. Bunlardan Đzzeddin AHMED Sayyad (574-670)
Rurâîye’nin Sayyadiye kolunun kurucusu olup, Rufâî Tarikatının Đslâm
âlemine yayılmasında tesiri olmustur.
Ahmed-er Rufâî Hazretleri, Hicrî (578), Miladî (23 Ağustos 1182) tarihinde
siddetli bir ishal hastalığı sonunda vefat etmistir. Vefatından önce ; “Beni
dilenci keskülü yerine koymayın, tekkemi bugün harem, öldükten sonra
mezar etmeyin. Ben Hakk Tealâ’dan tek olarak yasamayı diledim. O beni
toplum içinde yasattı. Öldükten sonra belki o muradıma erisirim. Toprak
üstünde her ne varsa eninde sonunda yine toprak olacaktır.” Bu sözü ile
keramet buyurmuslardır. Türbe-i Saadetleri yanında kimse yoktur. Kırın
ortasında tenha bir yerde Bağdad’ın güneyinde Vasıt yakınlarında
bulunmaktadır.
Ahmed-er Rufâî Hazretleri’nin tasavvuf ve Tarikat anlayısı, kitap ve
sünnete tabi olan bir anlayıstır. Onun ifadeleri içerisinde Đslâm dini, zahir
ve batını ile bir bütündür.
Kalp cesetsiz olmaz, Kalbi olmayan bir cesed ise çürür. Tasavvuf ilmi,
kalbin ıslahından ibarettir. Tarikat seriat demektir. Hakikat, Seriata
muhalefet etmez. Tasavvuf, söz konusu ettiği Tarikat, seriatın bizatihi
içinde tasıdığı mana ve hikmetlerdir. Tasavvuf, Yün hırka ve taç giymek
değildir.
Tasavvuf; hüzün hırkası, sıdk tacı, tevekkül elbisesinde bürünmektedir.
Đnsanın kalbi hasyet, bedeni edep, nefsi........,, benliği yokluk ve dili de
zikir örtüsü ile örtündüğü takdirde tasavvuf yolunda bulunmustur.
Mükemmel sofi her halde Hz. Peygamber (a.s)’a tabi olan ve kulluk
derecesini en yüksek derecede olarak benimseyen kimsedir. Kul ancak
Allah’dan gayri herseyin kulluğundan kurtulduğu ve hürriyet makamına
ulastığı vakit, mükemmel bir kul olabilir.
Tasavvuf edeptir. Bu da Peygamber’in sünnetine tabi olmakla kazanılır.
Dervis olmak için cemiyet hayatından uzaklasmak gerekmez. Müritler,
dünyevi mesguliyetlerini terk etmeksizin helâl ve harama dikkat ederek
gafletten uzak kalmak suretiyle Hakk yolunda ilerleyebilir. Bütün is, kalbi
temizlemek ve temiz tutmaktır. Kerametlere rağbet etme. Çünkü veliler
bundan kaçınmıslardır. Müritler için ne bir noksanlıktır, ne de Allah’ın
kapısından ayrılma Kalbini Rasulullah’a yönelt, seyhin ve mürsidin
vasıtalarıyla O’nun yüce kapsından yardım iste..
Karsılıksız, garazsız seyhine hizmet et. Ona karsı son derece terbiyeli ve
edepli ol. Gıyabında dahi onun serefini koru. Kendini onun hizmetine ver,
evinde hizmeti arttır. Huzurunda az konus. Ona tanzim ve vakarla bak.
Ona sakın küçümseyici bakıslarla bakmayasın. Kardeslerine öğüt ver,
kalplerini kazanmaya çalıs. Đnsanların arasını bul. Đnsanları Allah’a
yöneltmeye bak. Sadakat ve ihlasla dervislerin yolundan gitmelerini sağla.
Kalbini Zikir ile, kalıbını da fikirle tamir edip güzellestir. Gayen su üstünde
yürümek, havada uçmak olmasın. Bunları balıklar ve kuslar da yapıyor.
Himmet kanatlarıyla sonsuzluklara uçabiliyor musun ? Sen ona bak...
Ahmed-er Rufâî hazretleri, kendisinin tevazu, zül, inkisar yoluyla
matlubuna vasıl olduğunu, bunları tarikinde bir esas olarak tercih ve tespit
ettiğini söylemektedir.
Menkıbeler içinde fevkalade tevazuunu gösteren örnekler vardır.
Bunlardan birinde kendisine iftira, hakaret ve küfür dolu sözler sarf eden
bir seyhe karsı, “Efendim, sizin hilminiz büyüktür, affınız genistir. Ben
neyim ki, ne kıymetim var ki bu kadar hiddete kapılıyorsunuz. Ben, sadece
hizmetkarlarınızın en miskiniyim, ayaklarının tozuyum.” Seklinde yumusak
ve mütevazı bir söz ile mukabele etmesi üzerine, Ahmed-er Rufâî
Hazretleri’ni kızdıracak baska bir söz bulamayan Seyh “Görüyorum ki siz
nefsinizden sıyrılıp çıkmıssınız. Simdi mülk sizindir., nimet sizindir ve sizin
neslinize aittir. Beni de bağıslayın” demis ve müritleri arsına girmistir. Bu
nevi menkıbeler ve eserlerindeki ifadeler Onun sahsiyetini ve tarikat pirleri
arsındaki hususiyetini gösteren çizgilerdir.
Su nokta dikkat çekicidir ki birkaç keramet olayı istisna ondan bahseden
menkıbeler daima Onun davranıs ve ahlâkını, insanlarla münasebette
tevazu ve hosgörüsü ve ağırbaslılığını anlatmaktadır. Bu özelliği ile
“Tasavvuf Güzel Ahlaktır. Tarifinin müsahhas bir örneği olarak
görülmektedir.
Ahmed-er Rufâî Hazretleri, dört büyük kutuptan biridir. Abdüulkadir
Geylani Hazretlerinden sonra Kutbiyet makamına yükseldiğini kaynaklar
belirtmektedir. Gavsiyet ve Kutbiyet âlemi kendisine bundan önce de bir
kere daha tevdi edildiği ve onun bu vazifeden af dilediği, bunun üzerine
Abdulkadir Geylani’ye verildiği, O’nun ölümü üzerine tekrar kendisine tevdi
edilince bu vazifeyi kabul ettiği ve onaltı sene birkaç ay bu makamda
bulunduğunu ifade etmektedirler. Kendisine Ebül Alemeyn (iki sancak
sahibi) künyesinin bu duruma isret olarak verildiği kaydedilmektedir.
Ahmed-er Rufâî Hazretleri müritlerini söyle müjdeliyor:
“ Rabbim bana lütf’ü ihsanınla gözlerin göremediği, kulakların isitmediği,
beserin akıl ve hayaline gelmediği, bir çok nimetler ihsan etti. O’nun
kerem elçisi Rasulullah, (s.a.v.) beni temin edip söz vermistir ki
Müridlerimi, sevenlerimi, zürriyetimi sevenleri, yerinde kaim olanları
ellerinden tutup kaldıracak ve kurtaracak. Bu hal, kıyamete kadar böyle
sürecek. Đste ruhen biat böyle hasıl oldu. “Allah (c.c) verdiği sözden
dönmez.”
Su halde Onun yolunda gidenlerin sahip oldukları büyük nimet ve müjdeyi
bütün açıklığı ile ifade eder.
Ahmed-er Rufâî Hazretleri, Mecal bin Yunus ve Abdül Mü’min adında iki
müridi ile sahrada geziyorlardı. Birbirlerine olan sevgi ve muhabbetleri pek
ziyade idi. Onların bu yakınlığı ve duydukları manevi haz, her ikisini de
sarhos etmisti. Bu durum onları zaman zaman kendilerinden geçiriyordu..
Cezbeye tutuluyorlardı. Hatta müritlerden biri;
-Sana bu kadar zamandır Ahmed-er Rufâî Hazretleri’nin yakınlığından sana
ne eristi?
Diğeri:
-Ne dilersem kabul edilme lutfu.
-Dile bakalım Allah (c.c) lutfedecek mi ?
-Ya Rabbi atesten azad olduğuma dair su aciz kuluna bir ferman göster.
Diye niyaz etti.
-Allah (c.c)sonsuz kerem sahibidir. Fazlına nihayet yoktur. Ve iki müridin
önüne bir yaprak sağa sola yalpa yaparak bir kâğıt düstü. Kâğıda baktılar,
Kâğıt bembeyazdı. üzerinde hiçbir yazı yoktu. Alıp Seyyide götürdüler. Ve
hiçbir sey söylemediler. Seyyid bu bembeyaz kâğıda baktı ve hemen sükür
secdesine kapandı. Secdeden basını kaldırınca:
- “Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun ki bağlılarımın cehennemden
kurtulusunu bana dünyada gösteriyor.” Buyurmus. “ Bunun üzerinde yazı
bulunmayan beyaz kâğıt “ diyen oradakilere:
- “Evlatlarım kudret eli siyahla yazmaz, bu nurla yazılmıstır.” Cevabını
vermistir.
Ahmed-er Rufâî Hazretleri, çok farklı özelliklere sahipti.
Peygamber Efendimize çok yakın idi. Ona her seyi ile tutkundu.Cenab-ı
Hakk, yaradılısında onunla kader birliği içinde yaratmıs, bir takım
hikmetlerle onun isminin müsemması kılmıstır. Dünyaya gelmeden annesi
ve dayısı Mansur el-Bataîhi’ye rüyalarında isminin Ahmed olması
müjdelenmis ve emredilmistir. Küçük yasta Peygamber Efendimiz gibi
yetim kalmıstır. Nesli kız evlatları ile devam etmis, erkek evladını küçük
yasta kaybetmistir. Hayatında kendisine hakaret edilmis, eziyet görmüs, O
ise Peygamber Efendimiz gibi sabırla, dua ile mukabelede bulunmus,
hasımlarına karsı tevazu göstermistir.
AHMET ER RUFAĐ HZ.
KERAMETLERĐ

Seyyid Ahmed er Rufai Hz. 555 Hicrî (Miladi 1160) tarihinde Doksan bin
hüccacın gözleri önünde Efendimizin Mübarek elini(yedi beyzasını) öper.
Dünyanın muhtelif yerlerinden insanlar, ziyaret için Ravza-ı Mutahhara’ya
toplanmıslardır. Bu esnada derinden gelen bir inilti söyle terennüm
ediyordu:
Fiy hâletil bu’di ruhu küntu ursilihe
Tukabil-ul arda inni vehiye naibeti
Vehezihi devlet-ül esbehu kad haderat
Femdut yemiyneke key tahza bihe sefeti..
“Arada uzak mesafeler varken saygıyla elinizi öpmek için vekâleten
ruhumu gönderiridim. Simdi ise cismanî varlığını görmek gözle nasip oldu.
Mubarek elini uzatasın ki su hasretli dudaklarım haz ve sevinçle dolsun.!”
Nefesleri kesecek bir hadise , elektriklenmis vücutların derin bakısları
utulmayacak bir tabloyu seyrediyordu.
Bunun üzerine Nebiler nebisinin mübarek eli nuranî cismiyle Merkad-i
serifinin altından uzandı. Ve Rufaî Hz. O yılki hacılardan çokça kalabalık
sahitler huzurunda onu öptü..yeri ve göğü velveleye boğmus bir halde
sarhos bakısların önünde Seyyid Rufaî (k.s.) mübarek basını Ravza-i
mutahhara’nın esiğine koyarak “Bu mukaddes esiğe yüzümü koyuyorum,
beni çiğneye çiğneye geçiniz.” Bunun üzerine alimler, arifler baska
kapılardan çıtılar, Müridan kendisinden geçti Ellerine o anda ne geçti ise
vücutlarına sokmaya basladılar. Çivi, sis, bıçak, kama vs. neye ve nerye
rastlarlarsa sapladılar.
Bir kısım müptedi ise O’nu çiğneyerek çıkarlarken büyük Veli söyle
diyordu:
-“Allah’ım manevî gücümü, îmanımı zât’ı Ecelli-Âla’na ve bilgimi de
peygamberine karsı arttır. Bu hali yoluma bir hüccet kıl..”
Bu hadiseye Abd’ül Kadîr Geylanî (ks.) Cenab Zağferanî,Seyh Adi
b.Müsafir., Seyh ve Aliyyul Heyti b.Kays, Seyh Ali b.Umeys, Seyh Ali
Taberi sahid olmusladır.
Bu vak’a o kadar doğrudur ki, bir çok ulemanın su sekilde bir fetva
vermesine sebep teskil etmistir.:
“-Her kim bu kerameti inkâr ederse .. delâlete düser ve sapar”
Bu vak’a aynı zamanda Dönemin Tasavvuf akımları arasında büyük
dalgalanmalara yol açtı. Bu olay üzerine pek çok seyh dergâhını kapatıp
Ahmed-er Rufaî ‘ye mürid olarak geldi. Seyyid ile aynı yıllarda yasamıs
Gavs’ul Azam Abdulkadir Geylanî (Ks.), O’nu evliya üzerine hüccet-i ilahî
olduğunu söyledi.
Ahmed_er Rufaî’nin haline nigahban olan Abdulkadir Geylani hazretleri
O’nu en güzel sekilde tarif ediyordu. “ Ashab-ı Güzin Al-i Beyt-Rasûl-ül
Emîn ile cümlesi müctehidin hazeratından maada tabakat-ı evliyada
Ahmed-er Rufaî mertebesine kimse vâsıl olmadı. Buyurdukları mervîdir..
Seyyid Ahmed Er Rifai' nin
El Hikem Er-Rifai' sinden :
Bismihi Teala;
Her türlü hamd'ü sena alemlerin Rabb-ı Allah'a mahsustur. Allah'ın
salat ve selamı, efendimiz Muhammed aleyhisselama, onun ;soyuna ve
bütün ashabına olsun.
Yine Allah'ın selameti bizim ve Allah'ın salih kullarının üzerine olsun.
Naçiz .kul Ahmedcik'den, kardesimiz, muhtesem seyh Abdüssemî
Hasimî'ye.
Allah; bizim, onun ve bütün Müslümanların yardımcısı olsun Amin!..
Ey kardesim!
Sana, Allah'tan korkmayı ve Resülullah sallallahu aleyhi ve sellem'in
sünnetine uymayı öğütler, bu nasîhatıma hırsla ve sımsıkı sarılmanı
dilerim. Zira benim bu öğütlerim, sana ve senin gibilere faydalı olacaktır,
însallah!..Sakın bu öğütlerimi, onlara ehil olmayanlara vermeğe kalkısma.
Eğer böyle yaparsan, emaneti ehlinin gayrine vermekle haksızlık etmis
olursun.
Ey Abdüssemî!
Dervis, nefsine yardımcı olduğu ve ona dayandığı zaman rahatsız
olur, sıkıntıya düser, Đsi Allah'a bıraktığı takdirde ise O, onu çevresine
muhtaç etmeden kendisine yardım eder ve basarıya ulastırır.
Akıl, faydalar hazînesi ve saadet iksiridir. Đlim; dünyada seref,
ahrette yüceliktir.
Ariyet - emanet nesne Đle, ancak hakka karsı perdelenmis olanlar
iktifa eder (Allah sevgisinin dısında dünya hayatı ile alakalı her sey
ariyettir, emanettir, kisinin dinde ödünç olarak bulunmaktadır. Gün
gelecek, her insan, bütün bu ödünç nesnelerden kopacaktır. Geride kisi ile
kalabilecek yegane sey ise, Allah sevgisidir, Allah askıdır. Madem ki, Allah
askından gayri her sey emanettir. O halde. Hakka kargı perdeli olmayan
kisi. bu emanetlerle iktifa etmez, tatmîn olmaz. Bilakis, ödünç- emanet
olmayan, geçici olmayan ve kendisiyle beraber ebedî olarak kalabilecek
seye yani Allah sevgisine ve Allah askına yönelir. Emanet nesnelerle ise,
ancak Hakka karsı perdeli olanlar iktifa eder. tatmin olur ve avunur.
(Mütercim)).
Kendi çocuğunu kaybetmis ağıtçı, kiralık ağıtçı gibi değildir (Kendi öz
evladım kaybetmis olan ana ağlar. Ücret mukabili ağıtçılık yapan (Kiralık
ağıtçı) kadın da ağlar. Fakat kendi öz evladım kaybetmis ananın
ağlamasıyla, kiralık ağıtçının ağlaması bir değildir. Biri kaybettiği evladının
açısım yüreğinin taaa derinliklerinde durarak ve yüreği parçalanarak ağlar.
Diğeri ise, yüreğinde acı duymadan, zoraki ve yapmacık bir sekilde,
sadece ah-vah çeker).
Din büyüklerinin etrafında nice takunya sesleri uçtu ve niceleri
dîninden oldu (Bazı kisiler, dîni bütün insanların yaranda bulundu ki alt
sırada çesitli yollarla dindarlık gösterisi yaparlar. Çok kerre, bu hareketleri
riya île karısık olur. Riya kansan amellerin ise Allah indinde hiçbir değeri
yoktur. Amellerine riya karıstıran kisi, amellerini zayi etmis demektir).
Ağızdan çıkan iki söz vardır ki, dînde iki gediktir. Bunlardan biri
«vahdet» üzre konusmaktır. Diğeri de tahdîs-i nimet hududunu asan
sathiyyatdır. Kisinin sicil defteri, arkadaslarıdır, kendileriyle hemhal olduğu
kisilerdir. Đnsanların çektikleri bütün mesakkatler hep bas olma sevdası ve
nefsin siddetli arzuları için. Bütün hesapları, da, gene bas olma ve nefsin
arzularım tatmin etme üzerine. Bütün gayeler bu ikisinde toplanmıs...
Serîata aykırı olan her iddia zındıklıktır.
Allah'ı tanımanın son hududu, keyfiyetsiz ve mekandan münezzeh
olarak Onun varlığına katiyetle inanmaktır. Hakka karsı perdeli olanlar
için, ölüm hastalığının ağırlığının hissedilmesi Allah'ı tanıma
basamaklarının ilkidir, iste bunun içindir ki. bize söyle denmistir
—Ölmede 'önce ölünüz!.. Ölüm hali, perdeleri kaldırır. Nitekim hadîs de
söyle varit olmustur:
— Đnsanlar uykuda (gaflet uykusunda) dırlar. Öldükleri zaman uyanırlar.
Allah'ı O' na layık olmayan sıfatlardan tenzîh etmeden önceki
tevhîdînin tamamı sirktir. Tevhîd, kalbde bulunan batınî öyle bir kuvvettir
ki, Allah'a atalet isnadına ve Onun bir seye benzetilmesine manî olur. Git;
Allah'ın huzuruna layık olmayan duygu ve temayüllerden temizlen de gel
Allah'ın yoluna muvafık olmayan-her hal ve hareketin, bir hayalden, bir
vehimden ibarettir.
Ey miskin!
Ucüb; kendini beğenmislik atından in! Nice hatalar,, nice sürçmeler
vardır ki, kisiyi çukura düsürür. Nice ilimler vardır ki, semeresi cehalettir.
Nice cahillikler de vardır ki, semeresi ilimdir. Đlmin getireceği efendilik
sende nasıl bulunsun ki, sen, ilmine zillet kisvesini giydirmissin!
Saçına - sakalına sürdüğün boyanın, ihtiyarlığını örttüğünü sanma. O
boya, sadece saçının - sakalının rengini değistirir,ihtiyarlığım örtmez,
gidermez. Eğer kisi, bir dağdan diğer bir dağa bir adımda gidebiliyor olsa
onun, bunu yapmağa kalkısmaması ve yerinde oturmağı daha fazîletlidir.
Yine, salahiyetli dahi olsa, kisinin,
Allah'ın zatı ve sıfatları hakkında konusmaktansa sükut etmesi daha
faziletli bir davranıstır.
Kim ki halka karcı kibirlenir ve kendisini onlardan üstün görürse,
Allah kalında alçalır.
Kim ki kendisini kulların üstünde görürse Allah'ın nazarından düser.
Her halin, baska bir hale dönüsmesi yine Kendi içinden ölür.'' Her zahirin
kendisinde,, yine kendisini gizleyen hassa mevcuttur.
Kim ki sabır gömleğim giyerse, acelenin oklarından salim olur,
Sarsılmaz îman sahibi kisi için yüksek bir dağın tepesine bir mızrak
dikilerek orası isaretlense ve kisi oraya bırakılsa, ayrıca sekiz gece
rüzgarlarında üzerine esse o kisinin bir kılını bile kıpırdatamazlar. Yalancı,
hep bid'atlarla birlikte olur, bid'atlara arka çıkar. Akıllı kisinin hedefi ise
onlardan uzak durmaktır.
Kim ki kemale ererse, onun nefsi, Rabbından gayri her seyden
uzaklasır. Yaratılmısların tamamı ne zarar verebilir, nede tayda getirebilir.
Allah'ın, kulları ile arasına gerdiği nice perdeler vardır. Kim ki bu
perdeleri kaldırabilirse iste o,Allah'a vasıl olur.
Sanı yüce olan Allah'tan gayrisinden emîn olmak, korkunun ta
kendisidir. Allah'tan korkmak ise, Ondan baskasından emîn olmak
demektir. Her hal ve hadisenin altında ilahî bir sebep ve hikmet vardır.
Eğer bunu anlamıs olsaydın, onunla durduğunu, onunla harekete geçtiğim
ve ona müsahhar olduğunu yani onun emrinde bulunduğunu
bilirdin!..Çalısınız. Güzel ameller isleyiniz. Miskin olmayınız. Sebeplere
değil, Allah'a güvenip dayanmanız. Her insan, ancak kendisi için takdîr
edilene muvaffak olabilir.
Süfî, ahlakî temizliğe eren ve kalbini kötü ahlaktan temizleyen kisidir.
O, baskalarının fevkinde kendisinde bir meziyet görmez. Allah'tan gayri
her sey, kisiyi Allah'tan ayıran perdelerdir. Kim ki bu perdelerden
kurtulursa
Allah'a vasıl olur. Zaman bir kılıçtır. Kendisini keseni keser.
Akıllı kisinin alameti sunlardır:
— Minnet ve mesakkat anlarında sabırlı olmak,
— Bolluk ve genislik demlerinde mütevazî olmak,
— Daima ihtiyat cihetin! tercih etmek,
— Noksanlıklardan münezzeh ve yüce olan Allah'a talib olmak.
Arif kisinin alameti de sunlardır:
— Halini açığa vurmamak,
— Doğru sözlü olmak,
— Bos ve manasız emellerden sıyrılmak,Dünya hayatı ile ahiret hayatı su
iki kelime arasındadır:
— Akıl,
— Dîn.
Đlim odur ki:
— Seni cehalet mertebesinden yükseltir,
— Körü körüne efendilik iddiasından vazgeçtirtir,
— Seni, azim sahibi dîn büyüklerinin yoluna sokar.
Seyh-mürsid o kimsedir ki:
— Sana nasihat ettiği zaman anlamanı sağlar,
— öncülük ettiği zaman hedefe götürür,
— Elinden tuttuğu zaman seni kaldırır, yüceltir.
Seyh-mürsidin zahirî de seriattır, batını da seriattır. Tarikat, seriatın
ta kendisidir."Batın zahirin gayridir." diyen yalancılar, bu tarikat hırkasını
kirlettiler. Onlar öyle derler.
Arif ise söyle der:
— Batın, zahirin batınıdır ve zahirin halis özü ve cevheridir. Kur'an, bütün
hikmetlerin ummamdır. Fakat dinleyen kulak nerede!...
Necat - kurtulus sesi, Allah'ın takdîratına rıza gösterme kapısı çalındığı
zaman isitilir. Allah'ın takdîratına razı ol. Öylece uyu. Đste senin için hakîkî
emniyet ve selamet o zamandır. Babası, anası, dayısı, amcası, malı-mülkü
ve adamları ile övünen kisi, ma'rifetullah'ın kokusunu tatmamıstır.
KĐBĐR
Yalnız kendisine değer veren kisinin Allah indinde hiçbir değeri yoktur.
Eğer bir abid, bütün insanlarla cinlerin ibadeti kadar ibadet etse, fakat bu
arada kendisinde zerre miktarı bir kibir bulunsa, o, Allah'ın da
Resulullah(sav)'ın da düsmanlarındandır...
Üç haslet vardır ki, bunlar kimde bulunursa o kimse velî-Allah dostu
olamaz. Meğer ki Allah onu o kötü hasletlerden temizlemis ola: Bunlar:
— Ahmaklık,
— Ucüb; kendini beğenmislik,
—Buhul; cimriliktir.
Allah'a ve halka karsı insanların en yalancısı,kendisini diğer insanlardan
daha hayırlı görendir.Zulüm ve haksızlığın her çesidi, kendisini diğer
insanların üstünde görmektir.Zülüm ve haksızlık, insanın dünyalık yalancı
mertebelere haris olmasından meydana gelir. Kisinin, hakkı olmadığı
halde, bir cümle île veya bir celse, mümin kardesinden üstün olmayı
istemesî de bu cümledendir. Diğerleride buna kıyas edilebilir...
Kim ki insanlardan alacağım kaba kuvvetine dayanarak alırsa, onların
kalbinde kendisine karsı kin ve düsmanlık tohumları ekmis olur.. Kim de
alacağım tatlılıkla alırsa, kendisi güçlü birisi de olsa, zayıf da olsa,
insanların kalbinde, kendisinin iyiliğim itiraf edecek bir duygu bırakmıs
olur.
Allah'ın mülkünde Allah korkusu ve takva ne güzel arkadastır. Yine Allah'ın
mülkünde, ihlas ne güzel ferahlık, ne güzel nesedir.Bir kulda, "Ben"
kelimesinin hançerinden bir bakıyye bulunduğu sürece, o, kemal ehlinin
mertebesine erisemez.
Sathıyyat ile uğrasan kimse, ser'î hududu asmadıkça sathıyatıyla bas basa
kalır. Kemal ehli büyükler, onların hizmetine devam ederler (Satahat veya
sathıyye Allah'a karsı teklifsiz almak ve hazan ilahî tasarrufa müdahale
eder tarzda söz söylemek demektir. Sathıyyatın ölçüsüz olanları insanı
seriatın zahirine göre küfre bile düsürebilir. (Nasir)).
Kuru ve kör iddiacılık, nefsteki bir ahmaklık kalıntısıdır ki, kalb onu
tasımaz. Onu ancak ahmakın dili konusur. Allah'ın nimetlerim dile
getirmek, Allah'a yakınlığı hatırlamak ve kulluk mertebesin! asmaktan
kurtulmak demektir.Arif ne dünyaya itibar eder, ne de ahirete.
Kemalin tamamı sunlardan ibarettir:
l) Allah'dan gayri hiçbir seyin sevgisine gönlünde yer vermemek,
2) Dünyevî meselelerden ve olup bitenlerden ötürü sevinmeyi terketmek,
3) Ebedî ve ezelî olan Allah'ın huzûrunda,yokluk-fena kisvesini giyip
mütevazî olmak.
Sakın seyh - mürsidinin tekkesini harem, kabrini sanem (put), halini geçim
kaynağı yapma.
Hak yoluna sülük etmis asıl mürid odur ki, oyolda ihlasla ve sadakatle kat
ettiği merhaleden dolayı seyhi onunla iftihar eder. Yoksa, asıl mürîd,seyhi
ile iftihar eden değildir.
Kim ki Allah'ın kelâmından gayrine kulaklarım tıkarsa, "...Bugün mülk
kimindir?" (O kavusma günü onlar kabirlerinden fırlayıp çıkarlar. Onlardan
sadır olan hiçbir sey Allah'a gizli kalmaz. Allah buyurur: Bugün mülk
kimindir? Sonra, yine kendisi cevap verir: Bir olan,
Kahhar olan Allah'ındır. (Mümin süresi, ayet:16)) nidasını isitir. Neticede
yalan, ucüb, enaniyet - benlik, güçlülük ve basına buyrukluk atından iner
ve ubudiyet - kulluk makamında yerine oturur.
Tasavvuf ehlinin bazısının ayağım kaydıran vahdet-i vücud konusunda söz
söylemekten sakın. Sathiyyata varan ölçüsüz sözlerden de sakın. Çünkü
böyle ölçüsüz sözlerle küfre düsüp kafir damgası yemek, günahla
perdelenmekten daha beterdir.
Sanı Mübarek ve yüce olan Allah söyle buyurur:
— Hiç süphe yok ki, Allah, kendisine sirk kosulup ortak tanınmasını
mağfiret etmez.
Ondan baskasını, dileyeceği kimseler için
mağfiret eder... (Nisa Suresi, Ayet: 48).
ÖLÇÜ
Eğer birisinin havada uçtuğunu görürsen,onun gerek sözlerini ve gerekse
fiillerini serîat terazîsinde
tartıp uygunluğunu görmedikçe kendisine itibar etme!
Sakın ha, Allah yolunun yolcuları tasavvuf erbabının gerek sözlerinde ve
gerekse fiillerinde kendilerine karsı çıkma!.. Onların hallerini kendilerine
bırak. Ancak, seriatın tamamen reddettiği bir durum mevzubahis ise, o
zaman seriatla beraber ol.
Masivayı, yani Allah'tan baska seylerin sevgisini terk etmeden önce
hakikatlerden konusmağa kalkısmak, nefislerin hevaî arzuları
cümlesindendir.
Kim ki, nefsindeki hevaî bir arzuya uyarak hakdan ayrılır da batıla
yönelirse o, dalalette bir mekan tutmus olur.Marifetullah kapılarının ilki,
noksanlıklardan münezzeh ve yüce olan Allah ile ünsiyettir. Zühd, Azîz ve
Celîl olan Allah'a yönelenlerin attıkları ilk adımdır. Kim ki Allah'ı seven
birisi olarak ölürse sehîd olarak ölmüs olur.
îhlaslı olarak yasayan mes'üd - bahtiyar olarak yasar. Her iki husus da,
sanı yüce olan Allah'ın vereceği muvaffakiyet iledir...
Kim ki nefsi ile birlikte Allah yoluna girerse kahren (zorla) geri çevrilir.Bu
tarikat, yâni Allah yolu yolculuğu, babadan ve dededen miras olarak elde
edilmez. Bu yol; Bazı cahiller, sırf onun-bunun sözlerini nakletmekle, mal -
mülk ile ve sadece bedenî hareketlerden ibaret kalan zahirî amellerle bu
tarîkata ulasılacağım sandılar.
Hayır. Allah'a yeminle söylerim ki öyle değil.
Allah yolu yolculuğuna ancak doğrulukla, nefsin kibir ve gurur duygularım
kırmakla, alçak gönüllülükle,
Allah'm kudreti karsısında aczini itirafla, seçkin peygamber Muhammed
aleyhisselamın sünnetine uymakla ve Allah'dan gayri her seyin sevgisini
terketmekle nail olunur...
Kim ki izzet ve Celal sahibi Allah ile teserrüf ederse izzet sahibi olur. Kim
de Allah'tan baskası île izzet sahibi olmağa kalkısırsa izzet ve seref sahibi
damadan kalır.Allah'ın kitabı, toplayıcı öyle bir ayettir ki,onda rabbânî
ayetler toplanmıstır.
Allah kime ki kitabinin batınî manalarını anlamayı ve seriatın zahirîne
sarılmayı ihsan ederse o kisi iki ganîmete birden konmus olur.
Kim ki sırf kendi fikri ve kendi görüsü ile hareket ederse dalâlete düser,
sapıtır, batından da zahirden de mahrum kalır.
avatar
YUSUF
Admin

Mesaj Sayısı : 248
puan : 11490
Kayıt tarihi : 21/04/10
Yaş : 27
Nerden : ANKARA

http://galibi.postalboard.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz